3 Oca 2012

BEN BİR HAYVANIM





Bizde Kanun var uygulama yok!

Evet dostlarım, ben bir hayvanım ve yavaş yavaş bu ismime alışıyorum.
Nedenini sorarsanız; 21. Yüzyılda yaşamakta olan ben, insanlığımdan son derece utanır oldum...

Elimden gelse Nüfus dairesine gidip nüfus kayıtlarımı iptal ederim ve bir veterinere giderek kendime oradan "Hayvan Belgesi" çıkarırım.

Neden mi?  Anlatayım; sadece okuyun!..

Dünyaya sesimizi duyurma ve bazı ülkelere ortak olma  çabası gösteren Türkiye’mizin hayvanları daha ne kadar eziyet görecek? Şimdi diyeceksiniz ki bu kadın kafayı bozmuş hayvanlarla ve bunca insan açken nelerle uğraşıyor. Bunlar Klasik sözler ve beni  hiç tınlamayan düşüncelerdir.  Ayrıca şunu da belirtmek istiyorum. Doğa ve hayvanlarla içiçe olan insanlar her zaman insan severdir ve yardım edenlerdir. Örneğin Kendim, çok can kurtardım, çok insan sevindirdim ve çokta ”tabiri caizse kazık" yedim.

Ama yılmadan-usanmadan hala aynı iyilikleri ve aynı hataları yapmaktayım. Hayvanda ise hislerim çok farklı, sevgiye tek karşılık veren onlar oluyor. Hayvanlar hakkında kötümser  düşünen insanlara kısaca ayetlerden  bir örnek ekliyorum sonra ise konuma geçiyorum.
Allah u Teâlâ mahşer günü birbirlerinde hakları olan insanlara, haklarını almalarına müsaade edecek ve hak sahibi de hakkını alacaksa; üzerinde hayvanların hakkı olan, onlara zulmetmiş kişiye de zulmü oranında azap edecektir. Hatta hayvanlara yapılan zulüm insanlara yapılan zulümden daha günah ve azabı da daha ağırdır. Zira helalleşme ve müsamahasını alma imkanı yoktur. (Muhammed Said Burhani, et-Ta likat el-Merdiyye ala el- Hediyyetilalaiyye S.466 )

Hadislerde: "Eğer hayvanlara yapılan haksızlıklardan dolayı Allah affedecek olursa, kişinin pek çok affa mazhar kılınacağı" "Kedisini hapsederek açlıktan ölmesine sebep olan kadının, cehennemde bir kedi tarafından tırmalanmak sûretiyle azâba mâruz bırakılacağı" bildirilir. (Buhari, Bed u l-Halk 16, Cezâ u s-Sayd 7; Müslim, Hacc 66-67; Muvatta, Hacc 90; Tirmizi, Hacc 21; Nesai, Hacc 113).

Bu nedenle hayvanlara yaptıkları eziyetlerden dolayı da insanlar hesaba çekilecektir. Bir kimse hayvanlara eziyet etmiş ve sonradan pişman olmuşsa helalleşme imkanı da olmayacağından tevbe etmeli ve bundan sonra güzel amellerde bulunmalıdır. Vereceği hesaba karşı salih ameller işleyerek hazırlanmalıdır ki hesap günü eli boş kalmasın. Önemli olan samimi olarak tevbe etmek ve kalan ömrünü Allah ın rızası dairesinde geçirmeye çalışmaktır. Tevbe ederek hatalarını telafi etmeye çalışan ve kalan ömrünü Allah ın rızası dairesinde geçiren bir kulu Allah hesap günü mahçup etmeyecektir.

Dünya hayvan hakları Platformunu yeni yeni piyasaya sunarken, biz  bu kanunu 1400 sene evvelinden çıkarmışız ve Osmanlı tarihinde bile uygulamışız. Özellikle Osmanlılar devrinde sahipsiz hayvanların bakım ve korumasının devlet tarafından sağlandığı bu amaçla vakıflar kurulduğu da burada hatırlanabilir. Hayvan haklarına ilişkin hukuksal normlar, Osmanlı Kanunnâmelerinde ilk dönemlerden beri yeralmış bulunmaktadır. Sözgelimi, II. Bâyezid devrinde hazırlanan1502 tarihli Istanbul Belediye Kanunnamesindeki şu hüküm bu kabildendir: Ve ayağı yaramaz bârgiri işletmeyeler. Ve at ve katır ve eşek ayağını gözedeler ve semerin göreler. Ve ağır yük urmayalar; Her kangısında eksük bulunursa, sâhibine tamam et düre. Etmeyeni ve eslemeyeni gereği gibi hakkından gele. Filcümle bu zikrolunanlardan gayrı her ne kim Allah Teâlâ yaratmıştır, hepsinin hukukunu muhtesip görüp gözetse gerektir, şer’î hükmi vardır. (Bkz. İstanbul İhtisâb Kanunnâmesi, Topkapı Sarayı,R. 1935, Vrk. 96/b106/b, md. 58,73; Akgündüz Ahmed, Osmanlı KanunnameleriVe Hukukî  Tahlilleri, II. Kitap, II Bâyezid Devri Kanunnâmeleri, İstanbul 1990, sh.296297. Benzeri kanunlar ve hayvan vakıfları için bkz. Sungur bey, İsmet, Hayvan Hakları, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1993, s. 165168; 23 Muharrem 1278 (31 Temmuz 1861) tarihli padişah iradesiyle yürürlüğe giren Zabıtaca Men’i Lazım Gelen Mevad Hakkında Zabıta Memurları ile Merkezde Bulunan Bilcümle Zabitanı Asakiri Zabtiye’ye Verilen Talimatın alt başlığı Yük Taşıyan Beygir Hamallarının ve Merkepçilerin Sureti Hareketlerine dair kanun. (Hayvan Hakları (ek: ikinci kitap), Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, İstanbul1999, s. 1087’den naklen) Dolayısıyla hayvanların hukukî statüsü taşınır mal statüsünden daha ileri seviyede olmuştur. Nassların ifadelerini nihaî tahlilde ve ayrıca tarihsel geçmişi ve fakihlerin ilgili nasslara yaklaşımlarını göz önünde bulundurduğumuzda, hak kavramını hayvanları da içine alacak şekilde genişletebiliriz. İlgili nasslardan sadece hayvanların hak sahibi olmalarını değil, ayrıca ne gibi haklara sahibi olduklarını da anlamamız mümkündür.

Peki neden son asırlarda  memlekette düzeltilemeyen bu konu gittikçe dahada kötü boyutlara gelmiştir? Ve dünyada birçok ülke gibi gaddarlıkta ve rezalette ön sıralardayız. Neden çocuklarımız bu konuda sapık yetişiyor ve neden hala dedelerinden kalan genetik mirasla  hayvanlara samanlıkta tecavüz ediliyor?  

Oysaki Hayvanlar için ayetler inen tek diniz...

Aynı dini paylaşan diğer ülkelerinde bizden hiç farkları yok. Batıda dünyaya rezil olduğumuz diğer konularda biri de bunlardır. 5199 sayılı hayvanları Koruma Kanunu sanki yetersizmiş veya hiç yokmuş gibi davranan Belediyeler ise en büyük ayıbı, onları gizlice zehirleyerek yapmaktadır. Dış basında birçok kanalda yer alarak Türkiye de katliamların sonu gelmiyor yazıları yer alıyor. Türkiye isimli cennetimizin her köşesinde hayvanlara aynı cehennemi yaşatan bir ülkeyiz. Türkiye nin batısında da aynı ızdırap doğusunda da aynı nakarat.
Daha yeni Kafkas kültürel festivali sebebiyle köylerden ve sokaklardan köpekler toplatıp canlı canlı inleyerek  pres makinalarına atılmış ve onların çığlıklarına vatandaşlar şahit olmuş ve krize girmişlerdir. İstanbul Bahçeşehir Belediye Başkanın rezaleti ise hala gündemde.
Neymiş sel felaketi yüzünden çamura batan hayvanları kurtarma ekibi neden onu gece yarısı uyandırmış. Allahım bu durumda sana tek sorum şu olacak. "Neden biz, neden benim insanım?"
Dış dünyada ise;  temizlik nedeniyle başkentimizde utanç verici sahneler yaşanıyor.  Hayvanlar canlı canlı eziyet görerek öldürülüyor.. Ülkemiz dışındaki medya Türkiye yi işte böyle  yazıyor. Adamlar haklı  Avrupa Birliği Türklerin neyine?
Daha yeni yeni insan haklarından sıyırıyoruz derken şimdi bu çıktı...
Eeee bakalım daha neler yaşayacağız. Bir ülke insanına ve hayvanına ne kadar değer verirse o kadar da ona değer verilir. Sağlıklı bir Türkiye için bu şart!..
Sevsende-sevmesende  her canlının kanunen yaşama ve yaşatma hakkına saygı göstermelisin. Bunlardan bazı örnekler tasarladım.
Sokak hayvanlarını çöp kutusuna değil, koruma altına almak.
Kedi ve köpekler için fazlasıyla barınaklar bulundurmak ve kısırlaştırma programları düzenlemek gereklidir. Zira uzun süre, böyle bir ülkede kısırlaştırılma  kesinlikle şart.
Hayvan severlikte sosyeteliği bırakarak cins veya cins olmayan hayvanlara aynı sevgiyi göstermek. Mesela evinde cins hayvanı olan dışardada bir başka hayvana sahip çıksın.
Petshop rezaletine son verilsin. Sıcak vitrinlerin içinde veya kafeslerde kedi köpek satışları durdurulsun. Onlara daha insanca davranılarak ve özgürlüklerini kısıtlamadan satışa sunulmalıdır.

Memlekette bir çok duyarlı insanlar bu kampanyalara destek olmalıdır..  Örneğin onlarla ilgilenenlere mama yardımları ve yemek yardımları organize edilmeli. Yardım edenlere köstek yerine destek verilsin.

Aynı zamanda dünyada herkesçe malum olan rezalet  yani şu çekik gözlülerin yapmış olduğu yunus balıkları katliamı derhal durdurulmalıdır. Politikacılar, STÖ ler ve tanınmış kişiler bu konuya el atmalı ve boykot gösterileri organize edilmelidir. Şushi-mushi bunları  yemesin. Ne varsa içinde çiğ çiğ, Adana Kebabın suyumu çıkmış?

Yunus balıkları Showlarına gidilmeden ve bilet alınmadan 2 defa düşünülsün. Bu sevimli ve zavallı yaratıkları showların yapıldığı mekanlara getirene kadar kaç yüz tanesi ölüyor. Düşünüldü mü?

Ben bizzat bu hatayı kendimde seneler evvel yaptım ve şu anda hala üzüntüsünü çekmekteyim.
Biliyormuydunuz? 
Dünyanın sonu geldiğinde denizler kana bulanacak ve bu sebep bizim sonumuzu getirecektir. Ben dünyanın üçte birinin sularının kana bulanmış olarak görüyorum. Bunun yarısı ise  kurban bayramlarında Haliçe akan, usulsüzce çakı ve kör bıçakla kesilen kurbanların kanıdır.
Bizlerin yapması gereken çok şeyler var daha. Örneğin, Tüm eyalet ve federal kanunlarda hayvan hakları ile ilgili yasal düzenlemeleri sağlamak, yardım organizasyonları düzenlemek, hukuki davalarda bilirkişinin görevini yerine getirmek. Aynı zamanda okullarda, hayvan haklarını kapsayan seminer, sempozyum, ders ve literatürler hazırlamak başlıca görevlerimiz arasında olmalıdır.

Eğitim ve sevgi baba evinde ve ana kucağında başlatılmalıdır. Türkiye nin her yerinde bu kanunlara saygı gösteren ve insan ve hayvanlar için kendilerini paralayan, zevkle uğraşan, sokaklarda sesini duyuran, ellerindeki iki üç kuruşları onlara harcayan. Yılmadan sokaklarda eziyet gören ve ezilip kenara atılan hayvanları doktorlara koşturan, "Nefes Hanımlara" lara  Bade’lere Barınak gönüllüleri’ne Cemal”lere Cate’lere Erhan’lara Figen’lere İpek’lere Kebire’lere Jutta” lara Ruhi”lere ve isimlerini buraya maalesef sığdıramadığım nice güzel insanlara ve bu konuda sanatçıların açılımına ve desteğine bunlardan en güzel örnek Ajda Pekkan a ve bilhassa Kendisini sokak hayvanlarının sorunlarına adamış ve onlar için yazmış olduğu ve  gelirini barınaklara harcadığı (yüreğimin gölgesinde)  kitabıyla; Sabahattin Kurtoğlu na sonsuz teşekkürler.

D

iğer yandan Türkiye deki hayvanlara destek olan derneklerden biride çok yakınımızda. Bu derneğin üyeleri en çok Alman vatandaşlarındandır ve bir Türk olarak bende katılıyorum ve aynı duyarlılığı sizlerden de bekliyorum. 20.11.2010 Ludwigshafen de bit pazarı yardımlaşma kampanyası ile saat 10.00 da başlayacak olan bu muhteşem güne katılmanızı canı gönülden diliyorum. Daha yakın bilgi İçin sayın Jutta Turan Hanımın linkini  tıklayarak rahatsız edebilirsiniz.   www.tierfreunde-izmir.deİşte dostlarım, umarım bir gün yine böyle bir yazı hazırladığımda sonu daha mutlu biter.

Sevgilerimle

LALE SELEN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder