19 Eki 2012

DUYGUDAŞLIK



   

Son zamanların moda terimi “empati”. Bilen bilmeyen herkes olur olmaz her yerde kullanıyor bu  son dönemlerin flaş sözcüğünü.
   Biz severiz, Türk halkı olarak bu tür süslü püslü, boyalı cilalı sözcüklerin, terimlerin arkasına sığınmayı. Hatta bu şekilde toplumda saygınlık ta kazanırız kendimizce. “Aaa. bak hatun ya da er kişi ne de kültürlü, nasıl da bizim manasını anlamadığımız(!) sözcüklerle konuşuyor” deriz.
   Bu sözün karşılığı “duygudaşlık” değil midir Allahaşkına? Kendini onun yerine koyma, onunla aynı duyguları paylaşma, paylaşabilme.
   Peki becerebiliyor musunuz? Becerebiliyor muyuz kendimizi başka bir canlının yerine koyabilmeyi. Bunu salt insan bazında düşünmeyin, dünya üzerinde sadece insanlar yaşamıyor ki! Kedisi var, köpeği var, kurdu kuşu var. Var oğlu var. Misal, havalar soğuğa çaldı mı, çalmadı mı? Bizler üşümeye başladık, kalın giysilerimizi dolaplardan çıkardık mı çıkarmadık mı? Hatta günlük beslenmelerimize daha bir özen göstermeye başladık mı başlamadık mı?
   İyibunların hepsi güzel, yapılması gereken, kışdan önce alınması gereken önlemlerde, bunu yapamayan, yaşamı sadece biz insanoğlunun ilgi ve merhametine bağlıolan canlıların yerine kendimizi koyabiliyor muyuz? Onlarla empatisağlayabiliyor muyuz? Şu bahçemizdeki tekir kedi neden öyle tortop olmuş, umarsız bakışlarını sizin mutfağınızdan gelen mis kokulara odaklamış dersiniz? Onun kışlık, yedekte daha çok tüylü kalınca postu, mutfağında erzağı var mı acaba.
   Her sabah nereye gittiği belirsiz, kapınızın önünden son günlerde hafifçe de topallayarak geçen, tüyleri dökük karabaş, kar tipi başladığında dışarılara sığındığı yıkıntıdan çıkamadığında, acaba bir yerlere kemiklerini depolamış mıdır? Altına serebileceği kuru bir çuval, çaput parçası ayarlamış mıdır? Ya ıslak beton zeminli barınaklardaki yavrular hazırlar mıdır ölümcül gençlik hastalığının acılarına, kan kusa kusa malum sonlarını karşılamaya?
   Siz bu canlıların yerine hiç kendinizi koydunuz mu? Koyabildiniz mi? O cesareti kendinizde bulabildiniz mi? Bir gece sıcacık yatağınızda yattığınızda, altınızda gündüzden yıkanmış, gece buza çekmiş beton zemin olduğunu hiç düşündünüz mü?
   Yoksa siz de, “O hayvandır; acıkmaz, susamaz, üşümez, acı çekmez diyenlerden misiniz?
   Empati kurmak öyle her babayiğidin harcı değildir, herkesler beceremez, biraz da cesaret ister hatta mangal gibi yürek ister. Çünkü bir canlının yerine koyarsanız kendinizi, onunla duygudaş olursanız eğer, o canla birlikte acı çekmek, üzülmek, aç kalmak gibi durumlarınız  olur; onun adına üzülür, onun adına hasret çeker, hayal kırıklıklarına uğrarsınız ister istemez.  Ya da işinize gelmez, “adam sende, şimdi kalkıp ta şu evin önünden nereye gittiğini bilemediğim  aksak, tüyü dökük, uyuz görünümlü köpek için mi kafa yoracağım, bahçedeki yavrulu anne kedi üşüyormuş bana ne, nereye sığınırsa sığınsın, sıcaklığın  eksi derecelere düştüğü kış gecelerinde ben kendi evimin sıcaklığına bakarım” deyip geçersiniz.
   Ben bunun tersini yapanları, yapabilenleri dağlara atılmış, kısırlaştırma ameliyatının dikişleri apseli iki aylık köpeğin yerine kendisini koyanları, Vişnelik’teki büyük okul bahçelerinde gündüz saklanan ancak geceleri iki lokma yemek bulabilmek için ortaya çıkan kediciklerin aç karınlarını kendine dert edenleri, karda yemek bulamayıp tir tir titreyen yaban güvercinlerini, serçeleri düşünenleri, yetmedi denizlerdeki işkence edilen yunusları, kıtalararası uzaklıktaki derisi canlı canlı soyulan fokları, dünya üzerindeki tüm canlıları düşünüp merhamet duyan, kendisini onların yerine koyan insanları tanıyorum. Ve hepsinin de gözlerinde ki “hayvan sevmenin dayanılmaz ızdırabına” şahit oluyorum.
   Geceleri tatlı uykularından acılı bir kedi köpek sesine uyanan sevgili arkadaşlarım, biliyorum ki onların hepsi de o canlarla ”duygudaş” olmuşlardır. Onlar için mutlu olunan anlar, saatler çok kısıtlıdır; sahiplendirilen mağdur durumdaki bir hayvan, ölümden döndürülen bir can. İşte topu topu hepsi bu kadar.

   Empatikurun dostlar, kurun! Hem kendi cinsinizle, hem de sizin dışınızdakilerle. Önümüz kış dışarıdaki canların bu duygudaşlığa çok ama çok ihtiyacı var. Onlar aynen sizler gibi acıkır, üşür ve de en önemlisi sevilmeyi isterler.

Ece Bilgin       

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder