petite patte köpek maması petite patte kedi maması lezzetin yeni adı paturemama gıda merkezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
petite patte köpek maması petite patte kedi maması lezzetin yeni adı paturemama gıda merkezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Oca 2012

KEDİLERDE OLUŞAN BAĞIRSAK RAHATSIZLIKLARI



Bağırsak sorunlarının belirtileri şunlardır :
  1.     İshal
  2.    Kabızlık
  3.   Doğuştan gelen bozukluklar
  4.   Tüy topağı tıkaması
  5.   Yabancı cisim tıkaması veya yaralaması
  6.   Parazitler
  7.   Enfeksiyonlar
  8.   Tümörler
  9.   Kolit, proktit, bağırsak ülseri
  10.  Koksidiyoz Enfeksiyonu (özellikle yavru kedilerde görülen bu hastalığın nedeni bir tür protozoadır)
Yangı(bakteri, parazit veya besin alerjisi gibi nedenlerden bağırsakların mukozasında yayılan yangılı hücreler nedeniyle oluşur )
Kedilerin bağırsakları, tüm etçil hayvanlardaki gibi, otçullara oranla kısadır. Ortalama boy ve kilodaki yetişkin bir kedinin bağırsağı yaklaşık 20 cm’dir. Bağırsaklar, alınan besinlerin emildiği yerler olması nedeniyle, genel hayvan sağlığı üzerinde çok etkilidirler.
Normal şartlarda, sindirim sistemindeki ve bağırsaklardaki doğal flora dengesi kediyi korur. Ancak bu floradaki denge bir sebepten bozulursa, sorunlar ortaya çıkmaya başlarlar. Bilinçsiz kullanılan parazit ilaçları, antibiyotikler, yanlış ve/veya dengesiz beslenme, çiğ et ve balık veya çevreden alınan mikroplarbağırsak florasını bozar. Faydalı mikroorganizmalar ortamdan yok oldukça, yerini fırsatçı ve zararlı mikroorganizmalar alır ve bu da kediyi hastalıklara açık bir hale getirir. Sanılanın aksine kedilerin sindirim sistemleri hassastır.
Kedilerimizin bağırsak sağlığını korumak için bize düşen sorumluluklar nelerdir:
     Beslenme:Çiğ besin vermemeli, kedimizin kaliteli besinlerle beslenmesine dikkat etmeliyiz. İster kuru mama ister ev yemeği ile besleyelim mutlaka taze, temiz ve kaliteli besin kullanmalıyız. Ani besin değişikliklerinden mutlaka kaçınmalıyız. Kuru mama ile beslenen kedilerde mama değişikliği sadece bağırsaklarda değil tüm sindirim sistemi florasında değişikliğe yol açar. Ani değişimler ishale yol açar. Bu nedenle kuru mamanın markasını veya çeşidini değiştirirken, üretici firmanın da pakette belirttiği şekil ve sürede geçiş yapmalıyız.
Kedilerimizin mamalarının taze kalması için özenli davranmalı, bayatlamış, kokmuş yiyecekleri onlara sunmamalıyız. Bunun için sık sık ve azar azar beslemek en uygun yoldur. Mama kabını ağzına kadar doldurup 2-3 günde yemesini beklemek pek de sağlıklı değildir.
Ev maması veriyorsak, mutlaka temiz ve taze olarak hazırlamalıyız. Balık kullanıyorsak, kılçıklarını dikkatlice ayıklamalıyız. Öğünlük olarak hazırladığımız mamadan artan olursa, yarım saat içerisinde tüketilmediği takdirde kedimize yedirmemeliyiz. Yaş mamalar çok çabuk bakteri üretirler. Üreyen bu bakteriler de kedi için zararlıdır. Bu, konserve mamalar için de geçerlidir.
Kediler için hazırladığımız ev mamaları, insanlara yönelik olmamalı. Salça, soğan, baharat türü yiyecekler içermemeli (mama tarifleri sitemizde ve diğer sitelerde mevcuttur).
İçilebilirlik şartları taşımayan musluk sularını kedilerimize vermemeliyiz. Aşırı klor, mineral dengesizliği, mikroplar tıpkı bizler gibi kedimizin de sağlığını etkileyeceği için, kedimizin su kabına içme suyu koymalıyız.
     Dışkı kontrolü: Düzenli olarak dışkı testi yaptırmalı ve varsa, parazitler için uygun ilaçlarkullanmalıyız. Parazitler kedilerin besinlerine, yaşam şekillerine göre zamanla oluşabilir veya dışarıdan alınabilir. Bu konuda veterinerle görüşmeli ve mutlaka dışkı testinin sonucu doğrultusunda uygun bir parazit ilacını, yine veterinerimizin önerdiği doz ve sürede kullanmalıyız.
Kedilerde, sağlıklarının en önemli göstergelerinden biri de dışkı kalitesidir. İshal, kabızlık, dışkıda kan, dışkıda renk değişikliği, sümüksü akıntılar hastalık habercisi oldukları için, mümkün olduğunca dışkı takibi yapılmalıdır. Bu tür bir takip hem hastalıkların erken fark edilmesi hem de doğru teşhisi için önemlidir. Bir günü aşan ishal ve kabız durumunda hemen veterinerinize başvurunuz. Önemsiz görülen bu tür durumlar, ihmal edildiğinde ölümcül olabilmektedir. İshal, bazen önemsiz bir nedenden olabildiği gibi bazen de hastalık habercisidir.
     Tıkanmaları önlemek: Kedilerde bağırsak tıkanmasına yol açan, en sık görülen durumlardan biri tüy topaklarıdır. Tüy topaklarının oluşumunu önlemek için, kedimizi düzenli olarak taramalı ve tüy topağı eritici macun veya tabletler kullanmalıyız. Dışarı çıkmayan ev kedileri için, midelerinde biriken tüylerin atımını sağlamak amacıyla piyasada satılan kedi çimlerinden de kullanabiliriz. Eğer bu tür bir ürünü sağlayamıyorsak, haftada 1-2 kere bahçeden toplayıp iyice yıkadığımız bir tutam çim de işimizi görür. Böylece midedeki tüyler bağırsaklara inerek topaklara yol açmayacaktır.
Tıkanmaya yol açan diğer bir neden de urlardır. Bunlar ancak ilaç tedavisi ve/veya ameliyat ile yok edilir.
Yabancı cisimlerde nadiren de olsa bağırsak tıkanmalarına yol açabileceği için, kedimizin bu tür cisimlere ulaşmaması için tedbir almalıyız.
     Yaralar: Ülser, kolit, proktit türü yaralar kedilerde nadir olarak görülseler de, teşhis ve tedavisi önemlidir. Veteriner tarafından teşhis ve tedavi edilmelidir. Bu tür hastalıkların nedeni genetik veya mikrobik olabilir.
Bunların dışında, bağırsakta yara açılmasına neden olan dış etkenler konusunda da dikkatli olmalıyız. Yutması halinde tehlike oluşturacak şeyleri (ip, iplik, çivi, raptiye, iğne, düğme, alüminyum folyo…)ortalıkta bulundurmamalı ve kedimizin oynamasına izin vermemeliyiz. Eğer bu tür bir cismi yuttuğundan şüphelenirsek hemen veterinere başvurmalıyız.
     Temizlik: Hijyen ve temizlik kurallarını kedimiz için de uygulamak, bilhassa kum kabının temizliğine dikkat etmek önemlidir. Kum kabındaki kumların temiz kalması için, sık sık temizlenmesi gereklidir. Mikrobik bir ortam olan kum kaplarını belli aralıklarla yıkamalı ve dezenfekte etmeliyiz. Bu hem bizim, hem de kedimizin sağlığı için önemlidir.
Mikrop, bakteri ve parazitlerdende kedimizi korumalıyız. Ev ortamında yaşayan kediler, sokağa çıkan kedilere oranla bu tür hastalık yapan etkenleri çok nadiren alırlar. Yine de düzenli olarak parazit aşısı yaptırmak faydalıdır. Eğer kedimiz sokağa çıkıyorsa, aşıya ilave olarak, değişik türde parazitleri de önleyici ilaçlar için veterinere danışmalıyız.
Pire, kene türü dış parazitler için de mutlaka tedbir almalıyız. Pireler “toxoplasma gondii” denilen, toksoplazma olarak bilinen son derece tehlikeli bir parazitin de taşıyıcısıdır

9 Oca 2012

Yeni Yıldır…




   “Yeni yıldır, yeni ümitlere gebe kalmak ister insan zihni. Yeşermesini, kök tutmasını, bahara döl vermesini ister. Belki bu kez olur diye umutlanır, belki bu kez. Der ki içinden, bir düşünürün söylediği gibi, “Kötü insan iyi insan yoktur, insan olan ve olmayan vardır. Ama bu yıl tüm dünya insanla dolacaktır” der. En azından böyle olmasını umut eder. Çünkü yeni bir yıldır önünde uzanan, yeniliklere açıktır. Öyle düşünür insan zihni.
     Yeni yılda her şey güzele, doğruya koşacak, olması gerektiği gibi olmaya başlayacak. İnsan gibi insanlar dünyayı adilce, hakça paylaşacak; hem kendi cinsleriyle hem de kendi dışlarındaki canlarla. Hayvanları aşağılamak için fırsat kollamayacak, onların emeklerini, sevgilerini sömürüp sonrasında da boş bir çuval gibi fırlatmayacak bir köşeye. Hayvan değil CAN diyecek, canların da canlarının acıdığını, açlık, susuzluk, en önemlisi de sevgisizlik çektiklerini bilecek, görecek.
     Bölüşecek elindeki nimetleri, bir lokma da olsa onlara verecek, sevgisini esirgemeyecek, her evde bir kedicik, her bahçede mutlu bir köpecik olacak. Evlerini açamayanlar odun kömürlüklerini, bahçelerinin kuytularını esirgemeyecek, onlardan bırakacaklar, rahat bir solukla yaşamalarına izin verecekler üç beş yıl da olsa.
     Bir kedi miyavladı, üç beş köpek havladı diye gazetelerin şikayet köşeleri, belediyelerin beyaz masaları işgal edilmeyecek. Zenginimiz, “Bastırır parayı sökeriz postlarını canlı canlı rakunların, porsukların, tilkilerin, tavşanların, kedilerin, köpeklerin üzerinden. Sarar sarmalarız kendimizi, salınırız bir güzel partilerde, yollarda, caddelerde. Statümüzün gereği budur. Üç beş hayvan? Onlara mı kalacak, bu kadife tüylü güzelim kürkler?” demeyecekler.
     Aynı benim gibi, can dostları gibi empati kuracaklar köşedeki tüyleri dökülmüş, kulağında bir plastik küpe, kuyruğu apış arasındaki kızıl köpekle,  bahçesindeki küçük tekir kediyle. Gece yataklarına yattıklarında dışarıda soğuktaki canlar ne yapar, nerelere sığınır diye huzurları kaçacak aynen benim gibi, can dostlarının olduğu gibi.”
***
     Yılın ilk günü kaleme aldığım bu yazım yarım kalmış. Tam da burada kesilmiş kalmış. Devam edememişim nedense. Ama eminim ki mutlaka yine canlarla ilgili vicdanlara, akla mantığa sığmayan olumsuzluklar yaşamış olmalıyım o sırada. Yeni yıla ait umutlarım karalar bağlamış, kolum kanadım kırılmıştır. İşte o nedenle yarım kalmıştır bu yazım.
     Can severler beni iyi anlarlar. Olumlu düşünüp olumluyu çağırmak. Hani bu tarzda söylemler sıkça çıkar ya karşımıza. Ben de çoğunlukla öyle yapmaya gayret ederim. Pozitif olmaya, kötüye dur, iyiye geç demeye çabalarım habire.
     Ama sonrasında birde bakarım ki tam bir sukut-u hayal. Bu sefer de kendimi gerçeklerden uzaklaşmış, ütopyacı bir sıfatta görür, hayvancıklar adına hayalci olmayla, onlara haksızlık etmiş olmayla suçlar bulurum kendimi.
Bu iç devinimlerim yıl boyunca sürer gider. Onlar adına yapmak istediklerim, hayata geçirmek istediklerim öylesine güzellikler, yapılabilirlikler varken elimin kolumun bağlanışı, boynumun bükük kalışı, bürokrasi engelini dağ gibi karşımda görmelerim beni kaygılar denizinde boğar.
     Ara sıra ufak zafer pırıltıları yanıp sönmese, bir “oh be!” diye nefes alışlarım da olmasa  ne yapardım ben diye düşünmeden edemem.
***
     Evet, yarım kalmış bir yeni yıl yazısından hareketle nerelere geldim bakın. Belki elle tutulur, gözle fark edilir somut bir şeyler sunamadım sizlere ama inanıyorum ki pek çoklarınızın iç seslerini dillendirmişimdir, başlarınızı sallayıp “Aaa..evet ben de böyle düşünüyor, böyle hissediyor, bire bir bunları yaşıyorum” dedirtmişimdir. Hiç olmazsa bu işe yaramıştır bu köşe yazım.          
Ece Bilgin




4 Oca 2012

Bugün Yemek de Ne Var Sorusunu Sorduğum Günler….



Meğer ne mutluymuşum, annem düşünürdü o zamanlarda evdeki aç karınları günde üç öğün doyurmayı, bir de karşılığında şikayet olmasın diye çeşitlendirmeler, farklılıklar, seçenekler sunmaya gayret ederdi, bu arada evinin bütçesini de kollamak zorundaydı ister istemez.

Kaç yıldır ben bu soruyu soran değil sorulan yerindeyim, bu gün yemek de ne var akşama ne yiyeceğiz, meğer anneciğim ne zorluklar çekermiş onun o güzel öpülesi elleriyle bizlere hazırladığı çeşitlemeleri hiç düşünmezdik nasıl soframıza geliyor diye.

Dolmaları sarmaları bir hammada siler süpürür, lahana, karnabahar ,ıspanak türü sebzeler olunca da  isyan bayrağını çekerdik, annem de babamda bize uzun uzun onların faydalarını anlatırlardı ama biz yine de patates tava eşliğinde ızgara köfteyi pırasa yemeğine tercih ederdik.

Ağabeyimle benim gönlümüz hoş olsun diye sık sık kurabiye yapardı annem, evlerde fırın yoktu, mahalle fırınlarına tepsilerle taşınırdı o güzel kokulu kurabiyeler, ben gönüllü olurdum pişirildikten sonra alıp eve getirmeye, genelde dayanamaz erken gittiğim fırında fırıncının asık suratlı daha pişmedi diyen yüzüyle karşılaşırdım. Ama bir daha ki bir daha ki seferlerde de akıllanmaz, yine vaktinden önce giderdim tepsiyi almaya, bazen  oturur orada bekler sıcak sıcak ellerim kollarım yana yana getirirdim eve. Sıcacıkken fazlada değil, bir iki tane yer, sonraki günlerde bayatladığı gerekçesi ile yeni tepsinin yapılmasını beklerdim, öncekiler çoğunlukla bahçemizdeki kediciklere köpeğimiz Konta giderdi.

Güzel günlerdi güzel. Böyle hemen her evde bahçelerde barınan canlara verilecek  sofralardan ayrılan bir şeyler mutlaka olurdu. Nerde şimdiki gibi kuru mama filan , sofradaki ayrılanların dışında sevenleri kediciklerini ciğercilerden payla köpeklerini de kasaplardan aldıkları kemikle beslerlerdi.

Bütçeler fakir amma gönüller zengindi. Dedim ya güzel günlerdi güzel.

Şimdi yine var mahalle aralarında kara taş fırınlar odun ateşinde pişen ekmekler, kadınlar yine arada özelliklede bayramlarda tepsilerini götürüyor oralara, yalnız nedense hiç eskisince kokmuyor ne kurabiyeler ne de ekmekler!

Tohumları değiştirildi deniliyor, buğdayların, bizim değilmiş artık tohumlar, dışarıdan alıyormuşuz onları da. Allah Allah! Gel de şaşma, çok ürün ve kısa sürede alınması uğruna yani rant uğruna o güzelim kokulardan vaz mı geçtik şimdi biz  gel de şaşma.

Her şeylerimiz dışa bağımlı oldu, kediler köpekler bile yurtdışından ithal. Karabaşlar çomarlar yok artık ya da varda barınaklarda, sokaklarda ittirme de kaktırmada. Yerine pet shoplardan milyonlara alınan cinsler. Ama bir de gün geliyor bakıyorsunuz onlarda aynen yerli cins ırklar gibi, yine sokaklarda barınaklarda.

Yok yok kalmadı dünyanın bir tadı tuzu, babamın her akşam gümüş kadehinden içtiği rakının da kokusu yok artık, bizim tekelimizin ürünüydü, özenirdim, bir şey zannederdim öylesine keyifli içerdi ki! Özel sofra, özel yemekler olurdu annemin titizle özene bezene hazırladığı.  Sonra içtimiydi kimseler ona karşı hiç ses çıkaramazdı o iyi bilir o en doğruyu söylerdi. Turfandalıklar illa ki sofra da bulunur,bol sarımsaklı cacıktaki salatalık mis gibi kokardı. Yaz akşamları arka bahçeye bakan mutfağımızın neşesi mutluluğu kedilerimiz duman kibar köpeğimiz lassiyle perçinlenirdi.

O çok uzaklarda kalan zamanlarda ben anneme bugün yemek de ne var diye sorardım.  

ECE BİLGİN

3 Oca 2012

HAYATIMIZDAKİ KEDİ VE KÖPEKLER




Bir çok hayvanda olduğu gibi tür kavramının altında bir çok ırk vardır. Köpek türünün kapsadığı sizinde bildiğiniz minicik Pincher’lardan kocaman Danua’lara kadar bir çok köpek ırkı vardır. Tüm bu köpek ırkları içinde saflaştırma dediğimiz suni seleksiyonlarla seçilerek eşleştirmeler sonucu bir çok özellik pekiştirilmiştir.
Örneğin av köpeklerinde iyi koku alan dişi ve erkekler birbirleriyle eşleştirilerek bu özellikleri ile üstün olan ama bekçilik özelliği geride kalmış köpek ırkları üretilmiştir. Buna benzer bazı köpeklerde görünümleri dikkate alınarak seçimle üretilmiştir. Çok güzel tüyleri olan Yorkshire terrierler, Afgan tazıları hep bu özellikleri dikkate alınarak üretilmiş ırklardır.

Tüm bu ırkların içinde çok eski tarihlerden beri insanlar tarafından beslenen ve gerek görünüm gerekse davranış özellikleri fazla değişmeden günümüze kadar aynı kalmış ırklarda vardır. Örneğin bizim Sivas Kangalımız böyle bir ırktır.

Sokaklarda yaşayan köpeklere gelirsek; Biz her ne kadar onlara bir ırkları yokmuş gibi davransak da onlarda yıllara meydan okuyan bazı özellikleri ile kendi içlerinde safkandırlar. Nasıl ki Kangal çoban köpeği Sivas bölgesinin bir çoban köpeği ise bizim Ege bölgesinde rastladığımız sokak köpeği dediğimiz köpekler de bu bölgenin özelliklerine dayanıklı, bekçilik ve koruma özellikleri üst noktada olan, tamahkar, sadık, iyi huylu Ege çoban köpekleridir.

Kediler ise sadece ev hayvanı değildir. Şehir yaşamında sokaklarda hemen her zaman kedilerle karşılaşırız. Onlar işyerlerinin önlerini, saçakları, damları, arabaların üstlerini kendilerine ait yerler olarak görürler. Hemen her yerde sakin, isteklerinin az olduğu iddiasız yaşamlarını sürdürebilirler. Günlük hayatımızda her renkten kediye bazen bir sahil kasabasında balıktan yeni dönmüş bir balıkçının balık
kasalarının etrafında, bazen bir bahçe duvarının üstünde keyifle derin uykuda, ya da bir kafenin yumuşak minderlerinde birbirlerine sarılmış oynarken, bazen de kalabalık bir cadde de bir sokak köpeğinin koynunda
yatarken rastlayabiliriz.

Kedileri seven şanslı insanlar için bu hiç bitmeyen kedi görüntülerinin hepsi birer huzur ve mutluluk tablosudur.

Kutlu Dayıoğlu / Veteriner Hekim

UEFA HAYVAN KATLİAMI YAPTIRIYOR


UEFA böyle mi olacaktı? Şike gibi düzmece oyunlarla uğraşacaklarına, hayvan katliamına son versinler!. UKRAYNA’da HOLOCAUST VAHŞETİ… “Hayvanlar itici olsaydı, Hz. Nuh’un gemisine hayvanlar alınıp, insanlar sellerde boğulmaya terk edilmezdi.” 2012 Avrupa Futbol Şampiyonası öncesi hazırlıkları, kedi ve köpekleri yok etmeye çalışan Ukrayna hükümeti hayvanları diri diri yakarak itlaf ediyor. Ve bunun en büyük sorumlusu ise yine UEFA’nın kendisi…
Bu yapılan vahşet eski imparatorluğu andıran sahnelerle 21. yüzyılda en büyük rezaletini hayvanlara yaşatıyor. Peki, bu vahşeti isteyen ve emir verenin kimin olduğunu veya olabileceğini hiç aklınıza getirdiniz mi? Evet bu hayvanları sokaklardan toplayıp diri diri yakmaya götürenler, ulu orta sokakta kafalarına sopa veya demir vurarak öldüren normal halk kitlesi, küçük çocukların yanında sürükleyerek çuvallara sokup ateşe atanlar…

Evet, burada halk bunu durduk yere yapmaz.


Peki, neden yapar? Tabi ki yakaladığı ve vahşice olduğu yerde öldürdüğü bir köpek başına 25 dolar alırsa iş değişir.

Bu dolarlar nereden geliyor sizce?

Hükümetten tabi ki…

Peki, bu götü boklu, daha dünün fakiri ülke nereden bu paraya sahip oluyor? Tabii ki bu para UEFA’dan Avrupa kupası için oralara akıyor…

Her şey 2012’de Ukrayna-Polonya ortaklığında yapılacak olan Avrupa Futbol Şampiyonası için. Ukrayna’da sessiz sedasız başlatılan bu vahşeti kimse görmeyecek miydi, oranın hayvan sever halkı hiç mi imdat çağrısında bulunmayacaktı?
Peki, medya neden suskun kaldı bu durumda? Knut isminde bir ayıcık öldüğünde medya bir sene sallandı, bir balina sahile vurdu ve kurtarılamadı medya yine sallandı, şimdi ise medya sesini çıkarmıyor, çıkaramıyor, çünkü 2012’deki Avrupa şampiyonasına hazırlanıyorlar. Allah korusun şimdi bu katliamla ilgili bir haber geçerse televizyonlarda, Avrupa Birliğinde o televizyon kanalının başına gelenlere bakın sonra.

En büyük şikenin döndüğü UEFA Başkanı Michel Platini, bir kaç hafta önce Ukrayna gezisi sırasında sokak hayvanlarından endişe ederken, Ukrayna Hükümeti soluğu bu hayvanları 900 derece fırınlara canlı canlı atarak aldı. Binlerce köpeğin yakılarak vahşice itlafı dünya çapında da büyük protestolara neden oldu. Bu vahşete karşı imza kampanyaları başlatıldı. İtlafa karşı istenen imzalar toplamayı amaçlayan kampanyalar, kimsenin buna ilgi göstermediğinden hâlâ hedeflerine ulaşamamıştır.

Türkiye de dahil, bir çok ülkede protestoların başlatılmasıyla bu vahşetin sonu geleceğini ümit edilirken, Futbol seyircisinin yüzde onunu bile bulmayan sayıda kişi ile yürüyüşler bir çok insanda hayal kırıklığı yaratıyor.

Yeni yıla yakın, yeri gelince kiliseleri dolduran ve dinlerine bağlı olan bu Ukrayna’yı UEFA’dan aldıkları emir üzerine, yaptıkları bu vahşet yüzünden sonsuza dek bir çok insan gibi lanetliyorum.
Umarım, binlerce köpeğin zehirlenerek, yakılarak vahşice itlafı dünya çapında da tepkiye neden olur. İnşallah, Mc Donald ve Adidas gibi büyük sponsor olan şirketlerde bu lanetten nasibini alır.

Burada en büyük acizliğimiz ise, kendi topraklarımızda da aynı vahşetin yaşandığını bilen bir hükümet olarak, Ukrayna’ya sesimizi çıkartamamak…

Hüzünle

LALE SELEN

Kedi ve Köpeklerde Zehirlenmeler - 1



Öncelikle iyi haftalar dileklerimle yazıma başlamak istiyorum. Bu hafta kedi ve köpeklerimiz için oldukça tehlikeli, hatta ölümcül sonuçlara varabilen zehirlenme konusunda görüş ve bilgilerimi siz sevgili okurlarımızla paylaşacağım.
Paracelsus yüzyıllar önce “Her madde zehirdir, zehir olmayan hiçbir şey yoktur; zehir ve ilacı ayıran onun dozudur” tanımını yaparak ilaç ve zehir arasında sadece nicelik (doz, uygulama, hayvanın tür, cinsi gibi) farkı olduğunu tanımlamıştır.

Kedi ve köpeklerimiz çevresini merak eden araştıran ve bu yolla keşfetmeye çalışan canlılardır. Bu keşifleri esnasında böcekler, ölü hayvanlar, bitkiler, ilaçlar, kimyasallar yani pekçok şey onlar için tehlike anlamına gelmektedir. Örneğin, bazı bitkilerin bazı bölümleri zehirliyken, bazen de bütünü zehirli olabilmektedir. Zehirlere maruz kalan petlerimizde özellikle zehirin cinsi etkilediği organ ve sistemlere göre farklı semptomlar gözlenmekle birlikte, genel olarak ağız-gırtlak, irkilti, salya akışı, ishal, halüsinasyonlar, nöbetler, kusma, koma ve ölüm gözlenebilmektedir. Vücutta kıllar ve deri üzerine temas eden bazı maddeler deride irkilti, kızarıklık, kaşıntı yapabilmektedir. Özellikle böyle bir durumda karşılaştığınızda şüphelendiğiniz bitki, ilaç kutusu, kozmetik ürünü vs. yanınıza alarak ya da Veteriner Hekiminizle irtibata geçerek, en azından petiniz kliniğe gidinceye kadar yapabileceğiniz şeyleri yapmanız almanız avantajınızadır. Çünkü Veteriner Hekim zehirleyen maddeyi bilmesi halinde tedaviyi daha rahat yapacaktır. Çünkü bazı zehirlerin panzehirleri var olup bazılarının yoktur. Zehirlenme dakikalar, saatler içinde doku, organ ve sistemleri yıkıma uğratmakta, geriye dönüşümlü ve dönüşümsüz problemler yaratabilmektedir.

Özellikle zehirlenmelerde zehirlenen canlının durumu, zehirleyen maddenin yarattığı etkiler ve sonuçları çok önemlidir.
Pet sahibi olarak böyle bir durumla karşılaştığınızda öncelikle stres ve heyecan yapmayın. Sakin olmaya çalışın.

Sizin acil müdahale yapmanız açısından, eğer kedi ya da köpeğiniz kusma eğilimindeyse kusturucu herhangi bir şey uygulamayın ve hemen Veteriner Hekiminize gidin.

Özellikle temas olarak kimyasal irrite edici toz, solusyon gibi kedi ya da köpeğinizin deri ve tüyleri üzerine bulaşmış maddeleri sabunlu su ile yıkayarak uzaklaştırıp Veteriner Hekiminize ulaşmanız gerekmektedir.

Bazı zehirlenme durumlarında kedi ve köpeklerimizi kusturmak fayda sağlarken (kusturmak için tuzlu su kullanabilirsiniz), bazı durumlarda kusturulması tavsiye edilmemektedir. Kendi başınıza kesinlikle kusturmaya çalışmayın, hemen bir Hekimle görüşün.

Özellikle kediniz ya da köpeğiniz şok, koma halinde yerde yatıyor nefes almakta güçlük çekiyor ise ağız kenarındaki salyaları temizleyin ve zaman geçirmeden Veteriner Hekiminize ulaşın. Bu durumda kesinlikle kusturmayınız. Şok ve koma hallerinde refleksler çok iyi çalışmayacağı gibi aynı zamanda bilinç de kapanacaktır ve kusma refleksi ile içerik akciğerlere gidecek solunum yollarını tıkayacaktır. Bu durumda kusma refleksi meydana geldiğinde kedi ya da köpeğinizi oturur pozisyona getirerek içeriğin akciğerlere kaçmamasını sağlayabilirsiniz.
Eğer o an Veteriner Hekiminize ulaştırabilecek durumda değilseniz, kısa sürede irtibata geçerek, kedi ya da köpeğiniz genel durumu hakkında konuşun, yönlendirmelerini uygulamaya çalışın. Özellikle etkileyen zehirin çeşidine göre halüsinasyonlar, sinirsel bulgular meydana geldiğinde sessiz, sakin loş bir ortama almanızda faydası vardır. Uyarımlara verdiği tepkiler sonucunda, kafasını çarpma, kendini yerden yere vurma gibi travmatik etkilerle en azından bir iç kanama önlenmiş olur. Ayrıca Veteriner Hekim size ulaşıncaya kadar da zaman kazanmış olursunuz.

Zehirlenmelere neden olan maddeler çok çeşitli olabileceğinden ilk iş olarak Veteriner Hekiminize ulaşın ve şüphelerinizi aktarın, görüşlerini alın, eğer uygulayabileceğiniz durumlar var ise zaten Veteriner Hekiminiz sizi uyaracaktır ancak bilmelisiniz ki, sizin yapacağınız sadece petinizi o an için rahatlatacaktır. Asıl önemli olan Veteriner Hekim müdahalesiyle zehirin vücut dışına atılmasının sağlanması, olası organ hasarlarında uygun tedavilerin olması için mutlaka ama mutlaka VETERİNER HEKİMİNİZE ulaşın. Çünkü o anlık iyileşmeler yanıltabilir, daha ilerleyen saatlerde geriye dönüşümsüz problemler sonuçlara sebep olabilir.

SERTAN BÜTE
Veteriner Hekim

BEN BİR HAYVANIM





Bizde Kanun var uygulama yok!

Evet dostlarım, ben bir hayvanım ve yavaş yavaş bu ismime alışıyorum.
Nedenini sorarsanız; 21. Yüzyılda yaşamakta olan ben, insanlığımdan son derece utanır oldum...

Elimden gelse Nüfus dairesine gidip nüfus kayıtlarımı iptal ederim ve bir veterinere giderek kendime oradan "Hayvan Belgesi" çıkarırım.

Neden mi?  Anlatayım; sadece okuyun!..

Dünyaya sesimizi duyurma ve bazı ülkelere ortak olma  çabası gösteren Türkiye’mizin hayvanları daha ne kadar eziyet görecek? Şimdi diyeceksiniz ki bu kadın kafayı bozmuş hayvanlarla ve bunca insan açken nelerle uğraşıyor. Bunlar Klasik sözler ve beni  hiç tınlamayan düşüncelerdir.  Ayrıca şunu da belirtmek istiyorum. Doğa ve hayvanlarla içiçe olan insanlar her zaman insan severdir ve yardım edenlerdir. Örneğin Kendim, çok can kurtardım, çok insan sevindirdim ve çokta ”tabiri caizse kazık" yedim.

Ama yılmadan-usanmadan hala aynı iyilikleri ve aynı hataları yapmaktayım. Hayvanda ise hislerim çok farklı, sevgiye tek karşılık veren onlar oluyor. Hayvanlar hakkında kötümser  düşünen insanlara kısaca ayetlerden  bir örnek ekliyorum sonra ise konuma geçiyorum.
Allah u Teâlâ mahşer günü birbirlerinde hakları olan insanlara, haklarını almalarına müsaade edecek ve hak sahibi de hakkını alacaksa; üzerinde hayvanların hakkı olan, onlara zulmetmiş kişiye de zulmü oranında azap edecektir. Hatta hayvanlara yapılan zulüm insanlara yapılan zulümden daha günah ve azabı da daha ağırdır. Zira helalleşme ve müsamahasını alma imkanı yoktur. (Muhammed Said Burhani, et-Ta likat el-Merdiyye ala el- Hediyyetilalaiyye S.466 )

Hadislerde: "Eğer hayvanlara yapılan haksızlıklardan dolayı Allah affedecek olursa, kişinin pek çok affa mazhar kılınacağı" "Kedisini hapsederek açlıktan ölmesine sebep olan kadının, cehennemde bir kedi tarafından tırmalanmak sûretiyle azâba mâruz bırakılacağı" bildirilir. (Buhari, Bed u l-Halk 16, Cezâ u s-Sayd 7; Müslim, Hacc 66-67; Muvatta, Hacc 90; Tirmizi, Hacc 21; Nesai, Hacc 113).

Bu nedenle hayvanlara yaptıkları eziyetlerden dolayı da insanlar hesaba çekilecektir. Bir kimse hayvanlara eziyet etmiş ve sonradan pişman olmuşsa helalleşme imkanı da olmayacağından tevbe etmeli ve bundan sonra güzel amellerde bulunmalıdır. Vereceği hesaba karşı salih ameller işleyerek hazırlanmalıdır ki hesap günü eli boş kalmasın. Önemli olan samimi olarak tevbe etmek ve kalan ömrünü Allah ın rızası dairesinde geçirmeye çalışmaktır. Tevbe ederek hatalarını telafi etmeye çalışan ve kalan ömrünü Allah ın rızası dairesinde geçiren bir kulu Allah hesap günü mahçup etmeyecektir.

Dünya hayvan hakları Platformunu yeni yeni piyasaya sunarken, biz  bu kanunu 1400 sene evvelinden çıkarmışız ve Osmanlı tarihinde bile uygulamışız. Özellikle Osmanlılar devrinde sahipsiz hayvanların bakım ve korumasının devlet tarafından sağlandığı bu amaçla vakıflar kurulduğu da burada hatırlanabilir. Hayvan haklarına ilişkin hukuksal normlar, Osmanlı Kanunnâmelerinde ilk dönemlerden beri yeralmış bulunmaktadır. Sözgelimi, II. Bâyezid devrinde hazırlanan1502 tarihli Istanbul Belediye Kanunnamesindeki şu hüküm bu kabildendir: Ve ayağı yaramaz bârgiri işletmeyeler. Ve at ve katır ve eşek ayağını gözedeler ve semerin göreler. Ve ağır yük urmayalar; Her kangısında eksük bulunursa, sâhibine tamam et düre. Etmeyeni ve eslemeyeni gereği gibi hakkından gele. Filcümle bu zikrolunanlardan gayrı her ne kim Allah Teâlâ yaratmıştır, hepsinin hukukunu muhtesip görüp gözetse gerektir, şer’î hükmi vardır. (Bkz. İstanbul İhtisâb Kanunnâmesi, Topkapı Sarayı,R. 1935, Vrk. 96/b106/b, md. 58,73; Akgündüz Ahmed, Osmanlı KanunnameleriVe Hukukî  Tahlilleri, II. Kitap, II Bâyezid Devri Kanunnâmeleri, İstanbul 1990, sh.296297. Benzeri kanunlar ve hayvan vakıfları için bkz. Sungur bey, İsmet, Hayvan Hakları, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1993, s. 165168; 23 Muharrem 1278 (31 Temmuz 1861) tarihli padişah iradesiyle yürürlüğe giren Zabıtaca Men’i Lazım Gelen Mevad Hakkında Zabıta Memurları ile Merkezde Bulunan Bilcümle Zabitanı Asakiri Zabtiye’ye Verilen Talimatın alt başlığı Yük Taşıyan Beygir Hamallarının ve Merkepçilerin Sureti Hareketlerine dair kanun. (Hayvan Hakları (ek: ikinci kitap), Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, İstanbul1999, s. 1087’den naklen) Dolayısıyla hayvanların hukukî statüsü taşınır mal statüsünden daha ileri seviyede olmuştur. Nassların ifadelerini nihaî tahlilde ve ayrıca tarihsel geçmişi ve fakihlerin ilgili nasslara yaklaşımlarını göz önünde bulundurduğumuzda, hak kavramını hayvanları da içine alacak şekilde genişletebiliriz. İlgili nasslardan sadece hayvanların hak sahibi olmalarını değil, ayrıca ne gibi haklara sahibi olduklarını da anlamamız mümkündür.

Peki neden son asırlarda  memlekette düzeltilemeyen bu konu gittikçe dahada kötü boyutlara gelmiştir? Ve dünyada birçok ülke gibi gaddarlıkta ve rezalette ön sıralardayız. Neden çocuklarımız bu konuda sapık yetişiyor ve neden hala dedelerinden kalan genetik mirasla  hayvanlara samanlıkta tecavüz ediliyor?  

Oysaki Hayvanlar için ayetler inen tek diniz...

Aynı dini paylaşan diğer ülkelerinde bizden hiç farkları yok. Batıda dünyaya rezil olduğumuz diğer konularda biri de bunlardır. 5199 sayılı hayvanları Koruma Kanunu sanki yetersizmiş veya hiç yokmuş gibi davranan Belediyeler ise en büyük ayıbı, onları gizlice zehirleyerek yapmaktadır. Dış basında birçok kanalda yer alarak Türkiye de katliamların sonu gelmiyor yazıları yer alıyor. Türkiye isimli cennetimizin her köşesinde hayvanlara aynı cehennemi yaşatan bir ülkeyiz. Türkiye nin batısında da aynı ızdırap doğusunda da aynı nakarat.
Daha yeni Kafkas kültürel festivali sebebiyle köylerden ve sokaklardan köpekler toplatıp canlı canlı inleyerek  pres makinalarına atılmış ve onların çığlıklarına vatandaşlar şahit olmuş ve krize girmişlerdir. İstanbul Bahçeşehir Belediye Başkanın rezaleti ise hala gündemde.
Neymiş sel felaketi yüzünden çamura batan hayvanları kurtarma ekibi neden onu gece yarısı uyandırmış. Allahım bu durumda sana tek sorum şu olacak. "Neden biz, neden benim insanım?"
Dış dünyada ise;  temizlik nedeniyle başkentimizde utanç verici sahneler yaşanıyor.  Hayvanlar canlı canlı eziyet görerek öldürülüyor.. Ülkemiz dışındaki medya Türkiye yi işte böyle  yazıyor. Adamlar haklı  Avrupa Birliği Türklerin neyine?
Daha yeni yeni insan haklarından sıyırıyoruz derken şimdi bu çıktı...
Eeee bakalım daha neler yaşayacağız. Bir ülke insanına ve hayvanına ne kadar değer verirse o kadar da ona değer verilir. Sağlıklı bir Türkiye için bu şart!..
Sevsende-sevmesende  her canlının kanunen yaşama ve yaşatma hakkına saygı göstermelisin. Bunlardan bazı örnekler tasarladım.
Sokak hayvanlarını çöp kutusuna değil, koruma altına almak.
Kedi ve köpekler için fazlasıyla barınaklar bulundurmak ve kısırlaştırma programları düzenlemek gereklidir. Zira uzun süre, böyle bir ülkede kısırlaştırılma  kesinlikle şart.
Hayvan severlikte sosyeteliği bırakarak cins veya cins olmayan hayvanlara aynı sevgiyi göstermek. Mesela evinde cins hayvanı olan dışardada bir başka hayvana sahip çıksın.
Petshop rezaletine son verilsin. Sıcak vitrinlerin içinde veya kafeslerde kedi köpek satışları durdurulsun. Onlara daha insanca davranılarak ve özgürlüklerini kısıtlamadan satışa sunulmalıdır.

Memlekette bir çok duyarlı insanlar bu kampanyalara destek olmalıdır..  Örneğin onlarla ilgilenenlere mama yardımları ve yemek yardımları organize edilmeli. Yardım edenlere köstek yerine destek verilsin.

Aynı zamanda dünyada herkesçe malum olan rezalet  yani şu çekik gözlülerin yapmış olduğu yunus balıkları katliamı derhal durdurulmalıdır. Politikacılar, STÖ ler ve tanınmış kişiler bu konuya el atmalı ve boykot gösterileri organize edilmelidir. Şushi-mushi bunları  yemesin. Ne varsa içinde çiğ çiğ, Adana Kebabın suyumu çıkmış?

Yunus balıkları Showlarına gidilmeden ve bilet alınmadan 2 defa düşünülsün. Bu sevimli ve zavallı yaratıkları showların yapıldığı mekanlara getirene kadar kaç yüz tanesi ölüyor. Düşünüldü mü?

Ben bizzat bu hatayı kendimde seneler evvel yaptım ve şu anda hala üzüntüsünü çekmekteyim.
Biliyormuydunuz? 
Dünyanın sonu geldiğinde denizler kana bulanacak ve bu sebep bizim sonumuzu getirecektir. Ben dünyanın üçte birinin sularının kana bulanmış olarak görüyorum. Bunun yarısı ise  kurban bayramlarında Haliçe akan, usulsüzce çakı ve kör bıçakla kesilen kurbanların kanıdır.
Bizlerin yapması gereken çok şeyler var daha. Örneğin, Tüm eyalet ve federal kanunlarda hayvan hakları ile ilgili yasal düzenlemeleri sağlamak, yardım organizasyonları düzenlemek, hukuki davalarda bilirkişinin görevini yerine getirmek. Aynı zamanda okullarda, hayvan haklarını kapsayan seminer, sempozyum, ders ve literatürler hazırlamak başlıca görevlerimiz arasında olmalıdır.

Eğitim ve sevgi baba evinde ve ana kucağında başlatılmalıdır. Türkiye nin her yerinde bu kanunlara saygı gösteren ve insan ve hayvanlar için kendilerini paralayan, zevkle uğraşan, sokaklarda sesini duyuran, ellerindeki iki üç kuruşları onlara harcayan. Yılmadan sokaklarda eziyet gören ve ezilip kenara atılan hayvanları doktorlara koşturan, "Nefes Hanımlara" lara  Bade’lere Barınak gönüllüleri’ne Cemal”lere Cate’lere Erhan’lara Figen’lere İpek’lere Kebire’lere Jutta” lara Ruhi”lere ve isimlerini buraya maalesef sığdıramadığım nice güzel insanlara ve bu konuda sanatçıların açılımına ve desteğine bunlardan en güzel örnek Ajda Pekkan a ve bilhassa Kendisini sokak hayvanlarının sorunlarına adamış ve onlar için yazmış olduğu ve  gelirini barınaklara harcadığı (yüreğimin gölgesinde)  kitabıyla; Sabahattin Kurtoğlu na sonsuz teşekkürler.

D

iğer yandan Türkiye deki hayvanlara destek olan derneklerden biride çok yakınımızda. Bu derneğin üyeleri en çok Alman vatandaşlarındandır ve bir Türk olarak bende katılıyorum ve aynı duyarlılığı sizlerden de bekliyorum. 20.11.2010 Ludwigshafen de bit pazarı yardımlaşma kampanyası ile saat 10.00 da başlayacak olan bu muhteşem güne katılmanızı canı gönülden diliyorum. Daha yakın bilgi İçin sayın Jutta Turan Hanımın linkini  tıklayarak rahatsız edebilirsiniz.   www.tierfreunde-izmir.deİşte dostlarım, umarım bir gün yine böyle bir yazı hazırladığımda sonu daha mutlu biter.

Sevgilerimle

LALE SELEN

14 Ara 2011

Asayiş Berkemal..



Hepiniz rahat uyuyun rahat yumuşak ortopedik döşeklerinizde bir sağa bir sola dönüp renkli rüyalar görün. Sabah uyandığınızda da birbirinize anlatıp, hayra yorun.

İtlaf timleri işbaşında; yöntemleri çeşit çeşit. Siz rahat edin, huzurunuz kaçmasın, evinizin önünde bahçelerinizde o tüylü yaratıklar göz zevkini bozmasın, geceleri havlayıp uykunuzun içine etmesin, özel bahçıvanlara dünya parası verip çimlendirdiğiniz sahte marul benzeri çiçeklerle bezediğiniz bahçelerinize pislemesin,

Hatta çok da sıkarsa sizi o tüylü yaratıklar, açın bir telefon belediyelerin itlaf timleri emrinizde, gelirler göz açıp kapayıncaya, nasıl yakalandıklarını bile bilmezsiniz o gariplerin çengelli sopalar, zehir enjekteli tüfekler, bilseniz de ne umurunuza, sabah uyandığınızda nazlı eşinizin, şımarık oğlunuzun şikayetçi olduğu tüylü yaratık yok nasılsa.

Aklınızın ucundan bile geçirmezsiniz nereye götürülür orda ne eder? Kiminizin usunda adı bakımevi ya! El bebek gül bebek besleniyordur, yeşil çimli bahçesinde koşuyordur hatta. Vicdanınızda rahattır böylece, hayvanı sokaklardaki sefilliğinden kurtarmışsınızdır!

Bir hafta sonunuzu şehre çokta uzak olmayan barınaklardan birisine gitmek mi? Allah yazdıysa bozsun. Bir kere oralar kötü kokabilir, nazlı kıymetli cins köpeğinizi de birlikte götürseniz hiç ama hiç olmaz, sonra hastalık filan kapar o sokak hayvanlarından.

Oysa, sizler, belediye başkanının eşinin nazik burnu rahatsız olmasın diye özellikle de hafta sonları ilaçlı sularla yıkanır barınaktaki bölmeler, hayvanlar soğuk havalarda ıslanıp üşüyüp hasta olup ölürlermiş, dezenfekte ilaçlı sulardan zarar görürlermiş, adam sende. Onlar için cennet sayılacak toprak alana da  çıkarılmazlar hasbelkader  bir uğrayışında belediye başkan yardımcısı bir iki zavallıyı kafes dışında görmüştür çünkü, ve de ne işi var bunların dışarıda diye fırça atmıştır, bakıcısına teknisyenine, veterinerine.

Siz insanoğlu; dünyamızın tek hakimi seçkin canlısı, hepiniz rahat huzurlu mutlu uyuyun asayiş berkemal! Tüylü yaratıklarla ilgili bir endişeniz olmasın onlar kontrol altında, bakmayın öyle üç beş tanesinin küpelenip sokaklara salındığına, onların hepside göstermelik. Yasa çıkarıldı AB’ye şirin görünmeliyiz. Yasa gereği de böyle bir ikisini kesip biçip sokaklarda gezdiriveriyoruz. Merak buyurmayınız nasıl olsa onların katli için yine aynı yasada ne hükümler gizledik, ne boşluklar bıraktık biz. Kuduz deriz, bir gecede barınaktaki korumamız altındakileri ikiyüzünün  üçyüzünün gözünün yaşına bakmaz hallediveririz.

Birileri birleşip konfederasyon filan oluşturmuşlar boşversene sen, biz karşımıza çıkan dağları bile deviririz. Nasılsa gecenin karanlığı ellerinde tüfekler, taşlar sopalar olmadı hiç birisini bulamadılar fare zehirleriyle bizden daha hevesli, kraldan çok kralcı ücretsiz çalışan “gönüllü itlaf timi” vatandaşımız yanımızda, emrimizde.

Sonuç mu? Valla nasıl keneleri, kuş gribini çözümlediysek, sokaktaki hatta bir süre sonra evdeki sahiplileri bile halledip, hep birlikte rahata ereceğiz, bu dünya bizim.
Bizden başka canların yaşamalarına izin vermeyeceğiz evvelallah. Önce onları ortadan kaldıralım biz kendi kendimizi nasılsa bitiririz. İşte bir korkumuz kanatlıları yok edince keneler istila etti ya ortalığı acaba diyoruz; kedileri köpekleri yok edincede bu sefer fareler kemirgenler mi basar her biryanı. Ama olsun ya “veba da”hortlasa bu kez de başka kimyasallar buluruz, kimyacıları köşe etmeye devam ederiz.

Veterinerleri okullarında öyle bir yetiştirdik ki; hayvanı hayvan gibi görüyorlar şükür, can taşıdıklarını filan çoktan unutmuşlar, aralarında bir iki yufka yüreklisinin de icabına bakıp, gerekirse masa başına gönderiveririz. Onlarında seslerini kesiriz.
Hayvanları yok etme yöntemleri konusunda kafaları zehir gibi işleyen elemanlarımız iş başında. Bazen toptan uçurumlardan atıyoruz, bazen yakalayacağız diye ilacın dozunu artırıveriyoruz, kuduz bahanesi en güçlü silahımız, çok sıkıştığımızda çoluk, çocuk büyük, encek ormanlara götürüp bırakıveriyoruz. Ah! eskisi gibi topunu hayırsız adaya terk etmek de var ama, işte şu çoğu kadın, onların anneleri olduklarını sanan isimlerini “hayvan korumacıya” çıkarmışlar var ya; onlardan, birde sırf onlara şirin görünme amaçlı yasa çıkarttığımız AB ülkelerinden çekiniyoruz yaygara ederler diye.

Neyse sizler hiç sıkmayın tatlı canınızı bizde çare tükenmez, ne yapmıştık kanatlıları; birde herkeslere insani yöntem diye yutturup, hepsini gaz odalarında boğmamış mıydık, sonra diri diri yaktıklarımızda olmuştu unuttunuz mu? Burası Türkiye burada çare tükenmez. Yeter ki sizler mutlu ve de huzurlu olun, asayiş Berkemal hepiniz rahat yataklarınızda rahat uyuyun.          

Ece Bilgin

Eskişehir



13 Ara 2011

Kedi ve Köpeklerde Zehirlenmeler - 3




Bu hafta sizlerle kedi ve köpeklerimizde kimyasal zehirlenmeler konusunda paylaşımlarda bulunacağım. 
Kemirgenlerle mücadelede kullanılan zehirlerle meydana gelen zehirlenmeler: 
Özellikle kemirgenlerle mücadele sonucunda zehiri alan kemirgenin yenmesi ya da zehrin içme ve tüketilen gıdaya bulaşması sonucunda meydana gelebilen, kusma, karın ağrısı, sinirsel semptomlar (uyarıma bağlı olarak ya da uyarım meydana gelmeden bacaklarda titremeler, halüsinasyonlar, ani ataklar) solunum güçlüğü, idrar ve dışkıda kan, iç kanamalar (bazı zehirler etkilerini böyle gösterirler) meydana gelebilmektedir. 

Eğer petimizin zehirlendiğinden şüpheleniyorsak ve sinirsel bulgular (titremeler, halüsinasyonlar gibi) başladıysa kesinlikle KUSTURMAK için zaman kaybetmeyiniz. Hemen bir battaniyeye sarıp Veteriner Hekiminize gidiniz. Evinizde ya da bahçenizde kemirgen mücadelesi için kimyasal maddeler kullandıysanız kullandığınız kimyasalın içeriğini belirten paketi mutlaka yanınızda götürünüz. Çünkü özellikle kemirgen mücadelesinde pekçok değişik etken kimyasal kullanılmaktadır. 

Kurşun içeren kimyasallarla meydana gelen zehirlenmeler: 
Boyalar, piller, borular, cam macunu, lehim gibi maddeler kurşun içermektedir. Özellikle genç kedi ve köpeklerde sık rastlanan bir durumdur. Zehirlenme erken ya da geç görünebilir. Yani zehirli maddenin bulduğu ortamda günlerce zehrin alınması ya da tek seferde zehirleyici dozda zehrin alınması sonucu gözlemlenir. 

Sinirsel nöbetler, aşırı duyarlılık, sürekli havlama, histeri nöbetleri, uyuşukluk ve körlük gözlenebilmektedir. Eğer bu tarz maddeler yediğini ya da kemirdiğini düşünüyorsanız HEMEN KUSTURUN ve en kısa sürede yediği maddeyi Veteriner Hekiminize bildirerek müdahalesini kolaylaştırın. 

Fosfor içeren kimyasallarla meydana gelen zehirlenmeler: 
Havai fişekler, kibrit ve kibrit kutularında bulunur. Özellikle kusma, kramplar, karın ağrısı gibi belirtiler gözlenir. 

Antifriz Zehirlenmesi: 
Antifriz içinde bulunan Etilen Glikol’in tadı kedi-köpekler için çekicidir. İçilmesi durumunda özellikle sinirsel depresyon, sarhoş gibi yürüme, koma gibi durumlar görülmekte kısa sürede ölümlere neden olabilmektedir. Böbrekler üzerine harabiyeti çok fazladır. Zehirlenmeyi atlatanlarda böbrek yetmezliği devam edebilmektedir. 

Korrozivler (Asitler ve Alkaliler): 
Yakıcı ve dağlayıcılar ev temizleme ürünleri ve solventlerde bulunabilmektedir. Ağız, burun, yemek borusu ve mide de yanıklara neden olurlar. Bu tarz bir kimyasalı içtiğini görürseniz öncelikle panik yapmayın ve KESİNLİKLE KUSTURMAYIN. Kusturmaya çalıştığınızda ağızdan mideye giden yakıcı dağlayıcı madde mide asidiyle etkisini güçlendirmiş mide ve ağızda harabiyeti attırmış olabilirsiniz. Aldığı kimyasalın etiket içeriğini okuyun ve Veteriner Hekiminizi arayarak o anda yapılabilecek (içilen asidik ise bazik ya da bazik ise asidik verip nötrlemek gibi) durumları mutlaka uygulamaya çalışın. 

Petrol ürünleri (Benzin, gazyağı gibi): 
Bu uçucu sıvılar koklandığında ya da aspire edildiğinde özellikle solunum yollarında irkiltilere neden olabilmektedir. Kusma, nefes almakta güçlük, titremeler ve konvulzyonlar. Solunum bozukluklarına bağlı koma görülebilir. 

İyi haftalar dileklerimle,


Veteriner Hekim Sertan BÜTE 


1 Mar 2011

YAVRU KÖPEKLERDE DİŞ BAKIMI



Yavru köpekler 3,5 aylıktan 8. aylığa (genellikle 6. aya) kadar süt dişlerini dökerler. Yerine hayat boyu kalıcı olan ana dişler çıkar. Dökülen dişleri zaman-zaman yerlere düşmüş olarak görebilirsiniz. Çoğu zaman da yemek yerken kendileri yutarlar. Bu dönemde diş kaşıntısı çok fazla olduğu için bulduğu her şeyi kemirecektir. Siz kendisine zarar vermemesi için potansiyel olarak kemirebileceği her eşyayı, sanki evde emekleyen bir çocuk varmış gibi düşünüp ortadan kaldırmalısınız.

Bu dönemde onun kemirmesi için hazır ürünler verebilirsiniz. Kalın halat şeklinde, düğümlenmiş, uçları püsküllü olan diş ve oyun ipleri, natürel malzemelerin işlemden geçirilmesiyle elde edilmiş yapma kemikler kullanabilirsiniz.

Sanılanın aksine köpeklerde diş bakımı da gereklidir. Yani onların da dişlerinin fırçalanmasına ihtiyaç vardır. Normalde tartar oluşumu 1,5 yaşından sonra başlar. Fakat daha yavruyken, fırçalamaya alıştırmak gerekir. Bu işleme en küçüklerinden çocuk diş fırçası veya köpekler için hazır satılanlardan temin ederek başlayabilirsiniz. Öncelikle diş fırçasını ıslatarak alıştırıp sonra da köpek diş macunu ile devam edebilirsiniz. Fırçalama aynı bizde olduğu gibi yukarı-aşağı ve daha az olarak ta sağa-sola doğru olmalıdır.

Tabiki köpeklerin dişleri sadece fırçalanarak temizlenemez. Bunun için yukarıda diş kaşıntısı dolayısıyla kullandığınız yardımcı malzemeler ve yöntemlere ilave olarak özel olarak tartar temizliği için üretilmiş mamaları da verebilirsiniz.

Diş fırçalama köpek yavrusu sağlığa uygunluk programı için  önemli bir adımdır. Köpek sahipleri diş temizliğinde ve diş etleri korumak için her zaman  tutarlı olmalıdır. 8 ve 16 haftalık köpek yavrularında  dişleri fırçalamaya başlamak ilerde sağlıklı diş ve diş etleri olmasında uygun bir zamandır.

Yavrunun diş bakımı için gereken ilk şey doğru diş macunu. İnsan diş macunu köpekleri hasta yapabilir asla kullanılmamalıdır. Satın alınan diş macunu köpekler için yapılan diş macunu olmalıdır. Parmağınıza küçük bir miktar koyun. kokusunu yavru köpek almasını sağlayın ve tadına baktırın ki alışabilsin.

Yavaşça onun diş etleri ve dişlerinde  diş macunu ile etrafında parmağınızı hareket ettirin. Kısa bir süre için bunu yapın  köpeğin adapte olmasına yardımcı olur. Yavaş yavaş bu egzersiz yapmak süresini uzatmanız gerekir. Köpeğiniz diş fırçalama zamanı geldiğinde sizinle işbirliği yapacaktır. Daha sonra fırça ile bu işleme devam edin. Fırçalama sayesinde diş etleri ve arka ve ön dişleri daha sağlıklı olacaktır.

Bebek veya çocuk diş fırçası da yavru köpek ve küçük ağızlı için kullanılabilir. Yavru köpekler için özel üretilmiş yumuşak kıllı fırçaları tercih edin.

ALINTIDIR.

28 Şub 2011

KÖMÜR CANIM CAN DOSTUM

 
Sonuçta onu almak için hazırlık yapmamıştım para ödememiştim pat diye düşüvermişti hayatımızın ortasına ve gerçekten çok zor hala zor benim onun tüylerine onun benim parfümlerime alerjisi var karşılıklı hapşırıyoruz dışarı çıkarken hanımefendinin saçlarını tarayıp ben parfümümü sıkınca hapşırıyor ve çıkıyoruz hayat onlarla güzel


Tabiki eve geldi Tabiki kuralları vardı balkondan içeri girmeyecekti. Hem o pisti sonra melaike meselesi vardı ve ben ona dokunamıyordum, yaklaşamıyordum bile;3 gün sonra yalnız kaldık evde o benden ben ondan korka korka gün akarken rahatsızlandı inlemeye başladı (Hemşireyim ben)ayaklarını karnına doğru çekiyordu bebekleri düşündüm gaz sancısı olabileceği aklıma geldi parmağımın ucuyla karnını ovalamaya başladım biraz rahatladı bana yaklaştı titriyordu sancıdan mı üşüdü mü bilmiyorum sonra kucağımda olduğunu farkettim başı göğsümde elimi yalıyordu nasıl oldu hatırlamıyorum nasıl cesaret edip aldım bilmiyorum; şimdi aradan 5 yıl geçti benimle beraber yatıyor hatta 2,5 kiloluk haliyle gece beni ittiriyor canım o benim can dostum melaike meselesi hala muğlak pek düşünmemeye çalışıyoruz:))

Kömür, canım can dostum şimdi; arkadaşım kızıma çok değerli bir hediye getireceğini söylediğinde Tabiki hiç aklıma gelmemiş ''yok canım ne gerek var ”falan derken acaba ne alacak diye meraktan çatlamıştım ve bir sabah işe gittiğimde arkadaşım heyecanlı kızımın hediyesini sonunda getirebildiğini söyledi bir paket beklerken ayağımın dibine işeyen kapkara ayakları titrerken ayakta durmaya çalışan bir şey gördüm minicikti, ürktüm Hem  ben ve  hem de bebek köpek
Aykırılıkların en yenisiyle KÖMÜR tanıştırdı beni EFE beyaz bir terrier kocaman kahverengi gözleri var 6 aylık diye tahmin etmiş annesinin götürdüğü veteriner ama tam bir erkek olduğu kimselere yüz vermeyen kızım kömürümün onu görür görmez zınk diye durup poposunu kıvırmasından ve kuyruğun çılgınca sallanmasından anlaşılıyor. Annesi kuaför evlat edinmek zorunda kalmış efeyi dükkânının önünden geçen Ankara plakalı BMW yola bırakıvermiş efeyi bir anlığına durup ve hızla uzaklaşmış efe şaşkın şaşkın bakınıyormuş ve kuaför bayan bir süre sonra dayanamamış hiç niyeti ve hazırlığı yokken kucağına almış efeyi evlat edinmiş tasmasını aldıklarını fark etmiş hemen tasma almış en kırmızısından boşluk hisseder diye korktum diyor ve adını efe koymuş kucağından hiç bırakmamış kokusuna alışsın diye beraber yatmışlar efe bir süre inlemiş çağrıldığında gelmemiş ama öğrenmiş yeni adını

Kuaförde çok havalı bir köşesi var annesinin kendi elleriyle yaptığı yemekte ne olursa beraber yiyorlar öğlene doğru geliyorlar dükkâna anne çalışırken efe ayaklarının dibinde geziniyor baba geldiğinde efe der demez hemen yerine gidiyor oturup babasına bakıyor güldüğünü görünce atlıyor kucağına. ha merak ettiyseniz kömürle efe arasında arkadaşlıktan öte bir şey gelişmedi efe çok istiyor ama benimki naz yapıyor efenin kader ortaklığı yaptığı Taci, lili, boncuk ve daha birçok arkadaşı şanslılar gerçekten çok şanslılar seviliyorlar kucaklardan inmiyorlar bir çoğunun tasması yok çarşıda gezip gezip dükkanlarına dönüyorlar iş bitimi evlerine gidip anne ve babalarıyla uyuyorlar peki köle satın alır gibi onları o canları para ödeyerek alanlar bir süre yanında gezdirip hiç bilmedikleri ve yaşamayacaklarının belli olduğu ortama bırakanlar nasıl uyuyorlar…

AYŞEGÜL BÜTÜNSOY