HAYVANSEVER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HAYVANSEVER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağu 2012

%100 HAYVANSEVERMİSİNİZ ?

HİÇ HAYVANSEVER TANIYORMUSUNUZ ?




Hayvanseverim diyen dostlar sözüm burdan sizler bu insanlar gibi evde oturup her akşam keyif mi yapıyorsunuz ? ne güzel çoğumuz keyfimize bakıyoruz  ama hayvanları çok seviyoruz .değil mi ?

En çok sokakta yaşayan hayvanların size ihtiyaç duyduğu zamanlar havaların çok soğuk veya çok sıcak olduğu dönemlerdir. Bu zamanlarda sokakta yaşayan kedi ve köpekler temiz su ve mama ararlar .Özellikle kışın bu soğuk havalarda barınmada büyük sorundur.

İzmirde ne zaman gece sokaklarda dolaşsam parklarda soğuk ıslak çimlerin üzerinde yada Arnavut kaldırımlarında kıvrılmış uyuyan canları görebiliyorum.Titreyerek etrafa bakıyorlar çünkü yeterince besin alamıyor ve ısınamıyorlar.O gözlerde çekilen acıyı görebilrsiniz.

Kıvrılarak şehir içine giren her sokakta ayrı bir canın yaşamını görüyorsunuz Ama kışın üşümüyorlar titriyorlar .Bu konuda bazı pati dostlarının tavsiyeleri şöyle ;

1)      Sokak hayvanları için sokağa koyacağımız kaplara doldurğumuz  suların içine 1 damla zeytinyağı damlatmak soğuğa karşı dirençlendirir
2)      Arabalarımızı çalıştırmadan önce tekerlek ya da motorunuzda bir kedi olup olmadığını kontrol ediniz.
3)      Mahallenizde öncü olun, herkesin evinde pişen yemeklerinden artıklarını toplayarak birkaç kaba ayırarak parklara, kuytu köşelere koyun.
4)      Yaralı ve hasta olduğunu düşündüğünüz yavru ya da büyük bir köpek, kedi görürseniz, en yakın belediyeye haber verin (özel bir kliniğe de götürebilirsiniz) ve daha sonra da takipçisi olun
5)      Yeriniz müsaitse içine girebilecekleri ve soğuktan onları koruyacak kartondan sığınaklar yapın.
6)      Apartmanızın kazan dairesine (apartmanın da onayı alarak) soğuktan ve yağıştan ıslanmış özellikle kedileri alıp bakabilirsiniz.

Gördüğünüz gibi uygulaması kolay basit yöntemler bunları uygulamak  artık sizlere  kalmış lütfen sokaklarda dolaşırken başınızı çevirmeyin ve elinizden geldiğince yardımcı  olalım canlara  ve kimseye sordurmayalım  bu soruyu kendimize …….



                                                                                                                          PATİ PENÇE

28 May 2012

Düşünüyorsun, o halde yok ol!..



  Hayvanlardan insanları ayırt eden en belirgin özellik diye övünürüz: “Düşünebilmek”. Evet bir doğa vergisi. Kıymetini bilmek, eğriyi doğrudan ayırt edebilmek, size sunulanları kabullenmeden önce irdeleyebilmek, dayatmalara karşı gardınızı açık tutabilmek. İnsanız ya, 
insansınız ya, bunların gereğini yerine getirmek, aslında meziyet, ayrıcalık filan da değil, insanlığın gereği.
   Kolayına kaçmadan, nasıl olsa benim yerime bir düşünen bulunur, o düşünenler bak ne güzel sunumlar hazırlamışlar, ben de onların çizdiği yoldan giderim olur biter demeden size verilmeye çalışılanları öncelikle mantık ve vicdan süzgecinden geçirip, ondan sonra değerlendirmeye alırsanız. Belki biraz kafa yormuş olursunuz ama sonuç size mutluluk verir. Yani hani rahmetli Uğur Mumcu’nun dediği gibi “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz”. Bilgi sahibi olabilmek için de biraz çaba, biraz emek gerekir.
   Türk toplumu olarak düşünce özürlü yurttaşlar kitlesi yaratmışız. Daha tembel, daha mutlu olmayı hedeflemişiz kendimize. Nasılsa bizim adımıza düşünen, o düşünceleri de uygulayan, pratiğe indirgeyen insanlar var, bizim yapacağımız tek şey kafa sallamak, istendiğinde de onlara onay vermek. Gerisini Allah bilir. İşte kolaycılık, işte bizi çağdaş medeniyetlerin çok gerisinde kalmaya mahkum eden düşünce yapısı.
   Neden kapatılmış güzelim köy enstitüleri?  Neden insanımız okumaya değil de magazine, günlük göz boyayıcı, safsata içerikli, kafaları boşa doldurucu aktüellere boğulmuş? Bundan nemalananlar var, düzenlerine çark sokulmasını istemiyorlar, düşünen beyinler, sorgulayan insanlar istemiyorlar.
   Hayvan hakları konusunda da aynısı geçerli. Yılların alışkanlığı; belediyelerin sahipsiz canları sorgusuz sualsiz itlaf etmeleri, iki de bir olmayan kuduz söylentileri ile toplu kıyımlar, günü kurtarıcı, göz boyayıcı hayvanlarla ilgili söylemler, uygulanamayan, birbiriyle çelişkili maddeler taşıyan yasalar. Alışmışız bunlara, alıştırılmışız.
   İnsanların çoğu son derece duyarsız. Öyle ya da böyle hayvan hakları ile ilgili bir yasanın varlığından haberi olmayan  öyle çok yurttaşımız var ki! İşin çok daha acısı bu kategoriye ilgili konuda söz ve yetki sahibi bürokrat, bazen veteriner hekimler de dahil olmakta.
   Arada bir duyuyorlar: “Belediyelerin barınakları varmış, telefon edildiğinde şikayetçi olduğunuz hayvanları alıp götürüyorlarmış, hatta kendi el bebek gül bebek baktıkları köpeklerine zarar vereceğini düşündükleri sokaktakileri(!) bu merkezlere ihbar ettiklerinde sorun çok kısa zamanda çözülüyormuş.”
   İşte bunları böyle bilenler, böyle olduğunu sananlar çıkıyor karşımıza. Gerisini düşünmek, araştırmak, “niye, neden, nasıl oldu?” demek yok. Bir belediyenin doğal yaşam alanından sorumlu veterineri ilgili yasayı okuma zahmetine katlanamıyorsa, o veterinerin o birimle ilgili yapacaklarından ne hayır beklenebilir ki?
   İl Hayvan Koruma Kurullarına başkanlık eden yetkililerin yasadan, mevzuattan bi haber olması, ilçe üst düzey idarecilerinin bu tür toplantıları angarya olarak görüp çoğuna katılmaması, STK’ların yeterli derecede baskı unsuru oluşturamaması, ilk paragrafta değindiğim düşünce özürlü toplum şemasına ne yazık ki birebir örnek teşkil etmektedir.
   Şimdi biz yaşam hakkı savunucularının en temel görevi, hantallaşmış devlet kademelerinin konumuzla ilgili bilgi sahibi olmalarını ne pahasına olursa olsun sağlamaktır. Belli bir yaşa kadar vicdan, merhamet kavramlarından bihaber yetişkin bireylere bu kavramları öğretme gibi bir ütopyadan acilen vazgeçip, hiç olmazsa görev sorumluluklarını yerine getirme konusunda hatırlatıcılık misyonumuzun gereğini yapmalıyız. Unutulmamalıdır ki o görevi üstlenenler bizlerin devlete ödedikleri vergilerle maaşlarını almaktadırlar.
   Çok önemli bir nokta da bu bağlamda görev üstlenecek dernek, sivil toplum örgütlerinin başına, yönetim kurullarına gerçek hayvan, can sevgisi taşıyan, bu görevlerini bir yerlere basamak olarak değerlendirmeyen, yani “sözde değil özde hayvan korumacılar”ın gelmesini sağlamaya özen ve gayret göstermektir.   

Ece Bilgin



2 Nis 2012

İnsan Alemde Hayal Ettiği Müddetçe Yaşar..



  Bu söz büyük ozan Yahya Kemal’in. Bu bağlamda daha pek çok düşün adamı, yazar çizer fikir beyan etmiş. Mesela çok sevdiğim bir yazar Mark Twain, “Düşlerinizi kovmayın, çünkü onlar gidince siz kalırsınız ama, artık yaşamıyorsunuz demektir”  demiş.
   Hayal etmeden, düş kurmadan yaşanır mı? Elbet tüm ömrün elde edemeyeceğin hayalleri kurmakla geçsin demiyorum, ama gerçekleşmesini istediklerini önce hayalle daha sonrasında da  hayata geçirmek için çalış çabala.
   İşte çok güzel bir söz daha, “Büyük şeylerin hayali ile yaşa, hiç olmazsa daha küçük şeyleri yapma imkanı bulursun.” Bunu da J. Bernard söylemiş.
   Ben tüm önemli icatların hayal gücü zengin insanlarca yapıldığına inanırım, kimselerin gökyüzünde seyahat etmeyi akıllarına bile getirmediği dönemde Wright kardeşler önce düşleyip daha sonra uçağı icat edip insanları havalandırmadılar mı? Diğerleri de öyle değil mi?
   Bakın, dahi diye nitelendirdiğimiz Einstein ne demiş: “Hayal gücü bilgiden daha önemlidir”. Kuru kuruya bilgi ne işe yarar? Hayal gücünüzle, sahip olduğunuz bilgiyi pekiştirmez, bir güzel harmanlamazsanız o bilgi kitap sayfalarında ya da aklınızın bir köşesinin tozlu rafında kalmaya mahkum olmaz mı?
   “En büyük işler, büyük hayaller kurma özelliği olan insanlarca başarılmıştır.”(Willam Russell). İyi ki bu “dahi hayal kurucular” olmuş. Onların o düş zenginlikleri olmasaydı bizler şimdi çok daha eksikli bir alemde yaşıyor olacaktık.
   Büyük edebiyatçılar, onlar da birer “Usta Düş Avcısı” değil miydiler? Hayal kurma yetileri olmasaydı, klasikler içinde sayılan, her devirde kabul görüp okunan o şaheserlerini yaratabilirler miydi? Ya besteciler, mesela duymayan kulağına rağmen düş gücüyle müzik alemine ölmeyecek eserler kazandıran Betthoven?. “Hayal gücü ruhun özüdür” derken Joubert biraz da bunu kastetmiştir elbet.
   Hayal kurmayı çok severim, özellikle de geceleri el ayak çekilince kimseler beni rahatsız etmez. David Hume’un dediği gibi, “Hiçbirşey hayal gücü kadar hür olamaz”. Benim için de o zamanlarda  hayal gücüm hürriyetini kazanır. Neler neler düşlerim sahipsiz canlar için, hür, kabul görmüş, bakımlı, sağlıklı olduklarını, asla acı ızdırap çekmediklerini, ülkemiz evlerinin Avrupa’da olduğu gibi % 80’inde evcil hayvan bakıldığını, daha da neler.Düş gücümün zenginliğince, izin verdiğince hayallerimi çeşitlendirir, zenginleştiririm. Kimseler  karışamaz, eleştiremez,  kınayamaz “neden öyle düşündün, bunlar hiç olacak işler mi” diyemez. Taşımacılıkta  kullanılan atları eşekleri özgürlüğüne kavuştururum, yeşil çimenli çayırlarda yayılırlar, ya da el değmemiş doğal alanlarda gezinir otlanır mutlu olurlar. Neden Olmasın? Zor belki ama olmayacak şey de değil.. O güzel hayvancıklar o kadar çok acı çekiyorlar ki insanların ellerinden. Aç sefil susuz bir avuç samana, sabahtan akşama kadar artık kaderlerinde ne varsa. Çul, çaput, çöp, insan, bazıları da sınırlarda kaçak işlerinde patlayıcı madde, benzin taşıyorlar.Bu kaçak benzin taşıyanların sırtları, karınları taşıdıkları bidonların ağırlığından yaralanıyor, zırıl zırıl kanıyor, bir dönem t.v kanallarında gösterilmişti.
   İşte ben bunun gibi, acı çeken bütün hayvanlarla ilgili güzel düşler kuruyorum, belki kurduğum düşlerin birçoğunu ben göremeyeceğim ama, daha sonra ki nesiller görecektir buna da inanıyorum, zaten inanmasam hiç o düşleri kurgular mıydım usumda. Bunları yaparken yaşadığımız dünyanın acı gerçeklerinden de kendimi asla soyutlamıyorum ve düşlerim adına o olumsuzluklarla da elimden geldiğince uğraşıyorum.
   Sizler de asla düşsüz kalmayın. Bakın Alman düşünürü Goethe ne demiş: “Hayal gücü ne ilahi bir armağandır”.  Hayallerinizi bol, çeşitli ve renkli kılın. Ve dualarınızı da  eksik etmeyin ki kurduğunuz hayalleriniz bir an önce gerçeğe dönüşsün.  
Ece Bilgin

17 Şub 2012

KEDİ PSİKOLOJİSİ



KEDİ YAVRUSUNUN OYUNLARI..

Küçük yırtıcı daima oyun için fırsat kollar. Kedi yavrusu bir köşede sinip gizlenmeyi ve kımıldayan cisimlere atlamaya bayılır. Örneğin rüzgarda kımıldayan perde yanından geçerken sizin bacağınız onun için bir eğlencedir. Bu avcılık içgüdüsü kendisinde oyun oynama duygusu ile kendini gösterir. Bir kedi yavrusunun asla canı sıkılmaz. Hareketli bir ışık, uçan bir sinek, hatta kendi kuyruğunun ucu ona bir eğlence oluşturur. Tetikte bekler ve kaslarını gererek hedefine atlar. Onun için her şey çevikliğini göstermeye bir fırsattır. Kırılacak eşyalarla ilgilenmemesini sağlamak için ona oyuncak , top, kauçuk fare v.b. eşyalar verebilirsiniz. Bu eşyaların ortak nitelikleri hareketli ve hafif olmalarıdır. Kediniz bunları ısırmaktan ayakları arasında yuvarlamaktan büyük zevk alır. Kısaca kediniz evinizde fazla bir zarar yapmadan kolayca oynama olanağı bulur.

ÇILGINLIK KRİZLERİ(Saldırganlık)..

Bazen kediniz sizi kaygılandırabilir. Kuyruğunu kımıldatarak size sabit bakışlarla bakar. Sonra aniden ayaklarınızı ısırmak için büyük bir hızla ayaklarınıza atlar. Bu ayaklarınızda yaralanmaya yol açabilir. Kediniz zaman zaman büyük bir coşku ile kışkırtılır. Kedi dört nala koşarak mobilyadan mobilyaya atlayarak bütün evi dolaşır. Bu durumda sakin olunuz bu hareketler çılgınlık belirtileri değildir. Bu kedinin içindeki coşkunun basit bir ifadesidir. Bu coşku karşı konulmaz anlaşılmaz bir itidir. Bu krizin geçmesini sakince bekleyiniz. Bir süre sonra kediniz önce olduğu gibi mırıldanarak hiçbir şey olmamış gibi bacaklarınıza sürtünecektir.
Tüm yavru memelilerde oyun sırasındaki saldırgan davranışlar normaldir. Bunlar oyun sırasında kavga etme, yırtıcı hareketler, sinsice avına yaklaşma hareketleri olabilir. Genç bir kedi bir köşede saklandıktan sonra bir objeye avına yaklaşır gibi sinsice yaklaşıp birden üzerine atlayabilir. Yavru kediler birbirleriyle anneleriyle veya diğer hareket eden objelerle oynayacaktır. Bunların hiçbiri yoksa sizin ayaklarınız, elleriniz onun için bir oyun aracı haline gelebilir.
Yavru kedilere en baştan sizin kabul edebileceğiniz bir oyun tarzı öğretmek gerekir. Eğer mümkünse iki kedi almak daha iyidir. Böylece birbirleriyle oyun oynayabilirler
Birçok insan oyun sırasındaki bu saldırgan tavırları ciddi agresif tavırlar olarak algılamaktadır. Oyuncu kediler sessizce atak yaparlar. Ancak ısırdıklarında dişlerini deriye geçirmezler. Ciddi olarak agresif olan kediler daha tehlikelidirler. Yılan sesine benzer bir ses çıkarırlar. Bu tür saldırgan tavırlar takındığında bir sprey şişesiyle su püskürtmek denenebilir. Kediye vurmak asla önerilmez çünkü kendini korumak için vereceği tepkiler size zarar verebilir veya saldırganlığını arttırabilir.

KEDİ YAVRUSUNUN HIRSIZLIĞI..

Kedi yavrusu hırsız olabilir. Evinizde bir yerden diğer bir yere sıçramayı seven yerinde duramayan kedi yavrusu bir gün bilerek veya bilmeyerek kendini mutfak masasının üzerinde tadı güzel bir tabak dolusu yiyecek ile burun buruna bulabilir ve patilerini bunun içine sokması veya bir parça yemek alıp bir köşeye kaçırıp rahatlıkla mideye indirir. Bu gibi olaylar tekrarlanırsa bu hırsızlık huyudur. Belki bu dürtü yıllar önce aç olan atalarından gelen iç güdülerdir. Bu huyu iyileştirmeyi başarabilirsiniz. Onu ses tonunuzu yükselterek azarlayınız başka ceza vermeyiniz. Kediniz iştah açıcı bir yemek aşırmak için daima yakın olacaktır. Sizin için tek çare kedinizi gözlemek ve yemekler ile kedinizi asla yalnız bırakmamaktır.
           

16 Şub 2012

Kedilerde gelişim ve davranış




Ana karnında kedi

Kedilerde sağlıklı bir gebelik iki ay kadar sürer. Döllenmenin üçüncü haftasından itibaren yavru adayının dokunma duygusu belirir. Bu da araştırmacı kedinin daha ana karnında göreve başladığının göstergesidir.
Yavrunun yön duyusu da doğum öncesinde ortaya çıkar. Kedilerin güçlü reflekslere sahip olmasının en önemli dayanağı bu süreçte gizlidir. Geciken gebelikler anormaldir. Akıntı, hareketsizlik, yemek yememe ve bulanık gözler zor veya sakat doğumun belirtileridir. Bu durumda hemen veterinere götürülmelidir.

Doğum

Yeni doğan kedilerin gözleri kapalıdır. İşitme duyuları gelişmemiştir. Bu nedenle ana karnında gelişen yön, koku ve dokunma duyuları sayesinde anneyle iletişim kurabilirler.Sonuçta tüm bebeklerde olduğu gibi kedi yavrularının tek ihtiyacı anne sıcaklığı ve sütüdür. Vücut ısılarını dengeleyemeyen yavrular ısınmak için anneye ve kardeşlerine sokulurlar. Yedinci haftada derilerinin gelişmesi ile birlikte vücut ısılarını dengelemeye başlarlar. İlk on gün neredeyse hiç hareket edemeyen yavrular sadece ağır ağır sürünürler.
Bunu da sıcak ortama kavuşmak için yaparlar. Birinci ayın sonunda minik turlar bir hafta kadar sonra da neşeli koşular başlar.

Görme

Gözlerin açılması bir hafta on gün arasında olur. Ancak iki haftayı da bulduğu olabilir.Görme yeteneği yavaş yavaş gelişir. İki üç hafta içinde görme duygusunu tanıma için kullanmaya başlar. Doğal olarak önce annesini ve kardeşlerini tanıyacaktır. Birinci aydan itibaren her tür oyunu ve yaramazlığı yaparlar.
Görme duyusunun gelişimi dördüncü ayın sonunda tamamlanır.

İşitme

Yavru kedinin işitme duyusu birinci hafta içerisinde gelişmeye başlar. Önce tepki vermeyle sınırlı olan bu duyu ikinci haftadan itibaren kaynağı saptama ve yönelme biçiminde gelişir. Birinci ayın sonunda gelişim tamamlanır. İşitme duyusu   kedilerin en önemli silahlarından biridir.

Koku

Koku duyusu üçüncü hafta sonunda tamamen gelişir. Kediler de iyi koku alırlar.Bilindiği gibi koku söz konusu olduğunda köpekler öncelikle akla gelir, Oysa kedilerin de koku duyusu çok gelişkindir. Ancak iki canlı arasındaki fark bu duyunun kullanım biçimleri ve alanlarında kendini gösterir.Kilometrelerce öteden evine dönebilen kedinin en önemli yardımcısı koku yeteneğidir.

Emzirme dönemi

Yavru kediler birinci ayın sonunda anne sütü dışındaki besinlerin de farkına varıp,  tadını  çıkarmaya başlarlar. Öncesindeki  dönemdeyse kontrol  tamamen annededir. Emzirmenin zamanı anne tarafından belirlenir. Belki de büyüdüklerinde öğünleri kendilerinin   belirlemesi konusundaki ısrarları bu duruma bir tepkidir Diğer besinleri tattıkça anne  sütüne bağımlılıkları azalır. Fakat o ilk tattan  vazgeçmeleri kolay olmayacaktır.

Aile

Varoluş bilinci yüksek olan kedilerde bireyselleşme iki, üç ay içerisinde gelişir. Bu süreçte annenin öngörülü davranıp, sevimli yavrularla arasına mesafe koyması gelecekte yalnız kaldıklarında kendi kendilerine yetebilmelerini sağlamak içindir. Sosyal olarak her türlü eğlenceyekatılıp, tadını   çıkarabilmelerine rağmen tek başına da sıkılmamalarında bu eğitimin rolü büyüktür.

Avlanma

Kedi yavrularına av konusundaki bilgileri anne öğretir. Eğitim annenin avladığı fareyi yavrulara tanıtması ile başlar. Daha sonra yavrular anne ve birbirlerinden örnek alarak avlanmaya çalışırlar. Aslında anne olmadan da yavrular besin gereksinimini karşılamak için avlanmayı er ya da geç öğreneceklerdir.
Refleksler geliştikçe yavrular müthiş avcılara dönüşürler. Avlanmayı bilmeyen ev kedilerinde bile güçlü av güdüsü kendini oyunlar sırasında gösterir.

Canlılarla İletişim

Kediyi daha iyi tanımamız ve böylece hatalı davranışlardan kaçınmak için diğer canlı varlıklarla iletişimini incelemek gerekir. Her canlı gibi onun da arkadaşları, düşmanları ve ortakları vardır Hepsiyle bir iletişim halindedir. Genelde tekil yaşamda daha rahat olan kediler çok gerekmedikçe ortamında başka
kedi istemez. Buna ailesi de dahildir. ideal olanı iki kediyi yavru iken bir arada tutmaktır.Zorunlu durumlardan doğan ortamlarda her şey yolunda gözükse de kaprisler dikkat çekecektir.
Birlikte büyümüş kedi ve köpekler genelde iyi anlaşırlar. Davranışlarda karşılıklı etkileşim söz konusudur. Yabancılar arasındaysa kedi köpek didişmesinin önemli bir nedeni vücut dilinde anlaşamamalarıdır. Köpeğin keyifle salladığı kuyruğun, kedi için tehditkar bir anlamı vardır.
Birlikte büyüdüklerinde kanarya, tavşan gibi hayvanlar kedinin gözünde av niteliği taşımaz.
Ancak kedinin avcı geçmişini de hiçbir zaman unutmamak gerekir.
Ortak yaşamda insanla çok iyi anlaşırlar. insanın hizmetinden hoşnutturlar. Ama sanki bu ilişkide kullanılan hep insan olur. Bu arada kedi düşmanı insanları da konu dışı bırakıyoruz.

Ev dışında kedi

Ev kedileri oturdukları evi aşırı benimsemelerinden dolayı yuvadan ayrılmak istemez. Zorlandığında rahatsız olur. Yolculuğa ve yeni mekanlara uyum sağlamakta güçlük çekerler. Onlar evin sahibi olmasa da onu beklerken kediyi oyalayabileceği için evi tercih ederler.  Kedili evlerde geçici süre misafir olmak zorunda kalırsa yine bir huzursuzluk yaşayacaktır. Ancak iyi birer misafir oldukları için ne evin kedisine ne de ev sahibine fazla sorun çıkarmazlar. Kedinizle tatile çıkmak konusunda ısrarlıysanız güvenliği ve konforu için tasma, uyku ve taşıma işini görecek rahat çanta yuvayı tercih edin. 
 
 
Kutlu DAYIOĞLU
VETERİNER HEKİM

10 Şub 2012

5199 SAYILI HAYVANLARI KORUMA KANUNU'NDA DÜZENLEME VE TÜRK CEZA KANUNUNA MADDE EKLENMESİ TALEBİMİZ HAKKINDA SON GELİŞMELER



Kamuoyunun ve hayvanseverlerin yakından takip ettiği gibi "hayvanlara uygulanan insanlık dışı fiillerin son bulması için" 2009 yılı Eylül ayında, İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu tarafından hazırlanan ve ; sanatçı Tuna Arman'ın  Türkiye'de hayvan hakları için yapılan en uzun soluklu ve etkin  50 günlük oturma eylemi  süresince toplanan 250 bini aşkın imza ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne  sunulan madde bazında değişiklik teklifi, yasalaşma yolunda sona doğru yaklaşmıştır.

Tuna Arman'ın  bu eylemi boyunca toplanan 250 bini aşkın imza, eylemi takiben katlanarak artmış ve belirli aralıklarla Meclis'te bulunan teklif dosyasına eklenmek üzere teslim edilmiştir. Halk bu harekete büyük destek vermiş;" Mahallede bir hayvan tecavüzcüsü yaşıyor ise, o mahallenin çocukları da asla güvende değildir" cümlesinin ciddiyetini ve bu konudaki kararlı taleplerini  imzalarıyla göstermiştir.

5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, lafzında hayvanları korumak üzere metnedilmiş olmasına rağmen fiiliyatta yeterli olamadığı kısa sürede anlaşılmıştır.  Çok sayıda işkence, kötü muamele, zevk için öldürme ve en kötüsü de hunharca yöntemlerle yapılan sonu gelmez tecavüz vakalarının önlememesi, kamu vicdanını sürekli  yaralayan; bunun sonucunda da hayvanları korumak isteyenlerle, failler arasında " bu suçların cezasız kaldığı" yönündeki  yargıyı keskinleştiren büyük bir adaletsizliğe dönüşmüştür. Gerekçelerimizde de belirttiğimiz ve önemle üstünde durduğumuz gibi, hayvan meselesi diye  yasal olarak yaptırıma bağlanmayan vakalar hızla  artarak insanlar arasında hatırı sayılır  çoklukta  adli sorunlara dönüşmektedir. Bu durum da hayvanlarla ilgili taleplerin yargı yükünü artırmak değil baştan önleyerek azaltmak için mutlaka düzenleme gerektiğini ortaya koyuyor.

Aslında  pek çok bölümünde  ıslah gereken 5199 Sayılı Kanunda bu nedenle öncelikle "hayvanlara işkence ve tecavüzün kesin olarak TCK kapsamında cezalandırılması"  yönünde bir çalışma yaparak, hukuki, sosyal ve teknik gerekçeleriyle birlikte TBMM’ne sunduk.  Hayvanlara işkence ve tecavüze hayır söylemiyle 50 günlük aktif oturma eylemi neticesinde Tuna Arman' ın" Mahallede bir hayvan tecavüzcüsü yaşıyor ise, o mahallenin çocukları da asla güvende değildir" gerçeğini her gün tekrarlayarak topladığı binlerce  imza da insanların bu konudan duyduğu büyük rahatsızlık ve endişenin sadece bir kısmıdır.   Bir tek vekilimizin bile "Hayvanlara işkence edenler, öldürene kadar tecavüz edenler, hunharca hisle öldürenler suçlu değildir, cezalandırılmasın" demeyeceğinden kesinlikle eminiz. Bu düzenleme İnsan Hakları için de büyük bir adımdır. Çünkü bu suçların failleri genellikle sanıldığı gibi eğitimsiz cahil  aylak kimseler  olmayıp, toplumun her kesiminden, meslek grubundan eğitimli, kariyer sahibi insanlar da olmaktadır.  Kamu vicdanının "SUÇ" dediğine yasal olarak da "SUÇ" denilmesi artık an meselesidir. Külliyen bakıldığında ekonomik, ananevi, folklorik çok fazla hüküm içeren 5199 SK. Nun tamamen değiştirilmesi iyileştirilmesi zaman alıcı ve tartışmalar getirebilecek bir tercih olacağı için en acil, en adil, hiç kimsenin hiç bir nedenle hayır diyemeyeceği  maddelerden başlamak en doğrusudur. Zira  cezalandırılmayan ve özünde tamamen "şiddet barındıran" bu eylemlerin  gitgide kanıksanarak toplumsal huzur açısından daha da tehlikeli bir hal almaya başladığı herkesin malumudur. Bu, düzenlenmesi gereken başka uygulamalar için de önemli ve temel bir adım olacaktır.

5199 SK. 14 ve 28 maddelerinde belirlenen fiillere ait yaptırımların  TCK.na (151-151) eklenmesi önerilen cezai maddelerle (idari para cezalarının 3-5 yıl arasında hürriyeti bağlayıcı ceza ile) karşılanması temelinde hazırlanan yasal düzenleme teklifimiz sağlam gerekçelerle desteklenmiştir. Yaygın zehirlemelere karşı 181 Md. içinde de küçük bir ekleme yaptığımız talebimizin özü olan cezai yaptırıma ek olarak tüm kanun metninden "süs hayvanı, evcil, sahipli, sahipsiz hayvan" terimlerine dayalı ayrımcılığın çıkartılması ve hayvan ‘dan "mal" değil "canlı" olarak  bahsedilmesi önerilmiştir. Hayvana karşı, yasaklanmış suçları işleyenlerin okul,  hastane, sağlık kuruluşları, kantin , okul servisleri gibi yerlerde çalıştırılmaması da önerilerimiz arasındadır

Uzun zamandır herkese ulaştırmaya çalıştığımız ve son derece olumlu karşılanan, tartışmasız herkesin gönül birliğiyle "evet" dediği  bu adil ve hakkaniyetli düzenleme için TBMM. nin de artık zaman kaybetmeyeceğinin işaretlerini Sayın meslektaşımız Av.Ayşenur Bahçekapılı'dan,  Marmara Üniversitesi'nden hocamız olan Sayın Av.Mustafa Şentop ve  bu konuda duyarlı başka  vekillerimizden  mütemadiyen alıyoruz. Hayvan koruma amaçlı  diğer grup ve oluşumların da yasa ile ilgili teklif ve çalışmalarının  olması, duyarlılığın artması ve sosyal talep  yönünden son derece olumludur. Bu çalışmalara fiilen katılan, destek veren ve önayak olan herkese teşekkür ediyoruz.

Teknik ve hukuki gerekçelerle, sona yaklaşan gelişmeleri ayrıntılarıyla zaman zaman paylaşmaya devam edeceğiz.  Hayvan yararına   değişik kurum ve derneklerce yapılan  bütün samimi düzenlemelerin de destekçi ve takipçisiyiz. Gerçekten hayvan yaşam hakkı için yapılan samimi çalışmaların hepsi ayrı ayrı kıymetlidir.

Lütfen TBMM. deki bütün vekillerimize yazmaya ve "asillerin canının çok yandığını, bu pozitif düzenlemenin büyük bir heyecanla beklendiğini" her gün hatırlatınız. Ne kadar çok farkında olmalarını sağlayabilir ve ısrarlı olursak,sonuca  o kadar çabuk ulaşacağız. En kısa zamanda müjdeli haberi paylaşmak dileğiyle

02/02/2012   Av. Hülya Yalçın
İB.Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı
İB.SEM. Hayvan Hakları Öğr. Görevlisi



8 Şub 2012

Siz Sıcak Evlerinizdeyken..




Soğuk, çok soğuk değil mi? Alışveriş için dışarı çıktığımızda, iş dönüşü evimize dönmek için sokağa çıktığımızda nasıl da acele ediyoruz sıcak evlerimize bir an önce dönmek, kavuşmak için. Evimiz güzel, evimiz sıcacık , rahat, güvenli. Yemekler çeşitli, örtü yorgan döşek yumuşak, kalın, ısıtıcı. Her türlü konfor elimizin altında, sevdiklerimiz yanımızda, oh be ne güzel, ne rahat değil mi?

     Olsun, elbet olsun. Allah kimseleri sıcak yuvalarından, sevdiklerinden uzak etmesin, açlıkla terbiye edip sınamasın.

     Ancak ben bir şeylere dikkat çekmek istiyorum; bizler evlerimizin koruyuculuğuna, rahatına çekildiğimizde, perdelerinizi dış dünyaya çektiğimizde, dışarıda, sokaklarda kalan canlar acaba ne yaparlar?

     Kimlerdir bu canlar? Hani şu sokak başlığı altında sıraladıklarımız. Kediler, köpekler işte onlar, onlar da can değil mi? Hiç düşündünüz mü bu soğuklarda eksi derecelerde nerde yatar, ne bulup, ne yer, ne içerler?

     Düşünmek bir yana onların sığınabilecekleri bodrumları, odun kömürlüklerimizi, merdiven boşluklarını, işte buna benzer yerleri bir iyice kapatıp o zavallıların bir nebze de olsa  korunmalarını engelleriz değil mi? Kimisi bebeklidir, kimisi hasta, kimisi (ki çoğunluğu) aç. Ama biz hiç düşünmeyiz bunları, görmezden geliriz  ve hatta hatta “onlara Allah verir” gibi akıl almaz bir vicdansızlığa sığınır, kendi kendimizi bir güzel avutur, kandırırız.

     Ah! bakın burada rahmetli hayvan dostu İsmet Sungurbey’i anımsadım; televizyonda yapılan bir programda anlatmıştı. Çocukken hayvanlara çok düşkünmüş ve onlar için çok üzülür, aç kaldıklarını düşünür, sürekli babasını bu konuda sorgularmış, babası da ona her seferinde sen merak etme biz gece yatağa girdiğimizde Allah onlara gökyüzünden ekmek atıyor diye avutmaya çalışırmış. İsmet bey büyüdüğünde bunun hiç de böyle olmadığını görmüş, o günden sonra da kendisi el ayak çekilip herkes uykudayken, sokaklarda canlara yemek taşır olmuş.

     Evet, sokaktaki canlara siz biz bakmazsak, kollamazsak, açlığını, susuzluğunu görmezden gelirsek, yaralarını sarmazsak onlara kimseler yardım etmez. Allah kullarının yüreklerine merhamet, vicdan vermiş, yarattığı canları da onlara emanet etmiş. Ne demiş Yunus Emre “Yaratılanı hoş gör, yaratandan ötürü”.

     Şimdi bu soğuk günlerde sokaktaki canların bizlere her zamankinden çok daha fazla ihtiyaçları var. Sığınabilecekleri ufacık bodrum gibi, aydınlık araları gibi yerleri onlara çok görmeyelim, evlerimizden, sofralarımızdan canlar için ayrılabilecek yiyecekleri bahçemizin bir köşesine, ağaç diplerine bırakalım, yaşamalarına, acı çekmemelerine yardımcı olalım.

     Bizler kış hazırlığı yaptık, kalın paltolar, yakıtlar, erzaklar hepsi bir güzel elimizin altında. Ya onlar? Boş midelerle sokakların soğuğunda sevgisizlik, ilgisizlik, sahipsizlik.. Çok zordalar çok.   

 Kuşları da unutmayalım; bizleri hiç terk etmeyen, yaz kış neşeli cıvıldamalarıyla yaşamımıza renk veren serçeler, güvercinler. Camlarımızın önlerine ekmek kırıntıları, susam, darı, arpa koyarsak bahara yine ağaçlarımızın dallarında bize kışın bittiğini müjdeleyecekler.

     Unutmayın sizler sıcak evlerinizde, onlar dışarıda soğuk sokaklarda. Yardım ellerini uzatmak isteyenler için şehrimizde iki adet köpek barınma evinin bulunduğunu da hatırlatmalıyım. Oradaki canların da bu kış günlerinde en azından sıcak, şefkatli bir el tarafından bir baş okşanmasına çok ama çok ihtiyaçları var.

Ece Bilgin




1 Şub 2012

Kedi ve Köpeklerde İklim Değişikliğinin Yarattığı Stres ve Sorunlar



İklim değişiklikleri dünya üzerinde yaşayan tüm canlılar için bir dizi değişikliklerin meydana geldiği bir süreçtir.
Bu geçiş süreci, metabolizmadan vücut davranışlarına kadar özellikle immun sistemi etkisine almakta ve bu süreçte vücut yorgun düşmektedir. Bu değişiklikler yalnızca biz insanlarda değil, çevremizde yaşayan ya da bizimle aynı ortamı paylaşan petlerimizde de gözlenmektedir. 

Hava sıcaklığında ve neminde meydana gelen değişimler beraberinde birtakım sorunları da getirir. Özellikle yavru kedi ve köpeklerimizde dikkat etmemiz gereken bazı hususlara uymamız, onların olumsuz etkilenmelerini önlemeye yardımcı olacaktır. 

Öncelikle yavru kedi ve köpeklerimizin aşılama zamanlarını unutmayınız. Aşılama bağışıklığı güçlendiren bir durumdur. Bu dönemlerde immun sistem aktivatörlerini de kullanabilirsiniz. 

Mutlaka soğuk havalarda sıcak tutacak, yerden soğuk almalarını engelleyecek malzemeden bir yatak edinin. Kedi ya da köpeğinizin boyutlarına uygun, (kediler kapalı yerlere girmeyi severler) polar veya peluş, yıkanabilir ürünleri tercih edin. 

Kedi ve köpeklerimiz için özellikle alışık olduğu ortamlar çok önemlidir. Sıcaklık farkının çok fazla olduğu zamanlarda (özellikle geceleri) kıyafet giydirebilirsiniz. 

Soğuyan hava beraberinde solunum sistemi hastalıkları, gastro-enteritler, böbrek ve idrar kesesi enfeksiyonlarının görülme sıklığı artar. Burun akıntısı, kusma, ishal, ağrı ve iştahsızlık gibi durumlarda mutlaka hemen Veteriner Hekiminize başvurunuz... 

Beslenme durumlarına bağlı olarak mevsim geçiş dönemlerinde deride kepeklenme, kıllarda dökülme meydana gelebilmektedir. Bu dönemlerde omega yağ asitlerince zengin mamaları kullanmanız ya da katkı olarak kullanmanız immun sistemi destekler, kıl sağlığına olumlu etkiler yapar. 

Soğuyan havalarda kedi ve köpeklerimizin hava akımında kalmamasına, yağmurda ıslanmışlarsa petlerimizi mutlaka iyice kurutmaya dikkat etmeli, vücudun ıslak kalmamasına özen göstermeliyiz. 

Balkonumuzda pet besliyorsak barındıkları kulübenin rüzgar almamasına dikkat ediniz.

İyi haftalar dileğiyle,

Veteriner Hekim Sertan BÜTE 


30 Oca 2012

Köpeklerde banyo ve tırnak bakımı




Köpeklerde banyo alışkanlığı ve sıklığı ne olmalıdır?

Evde yaşayan köpekler en azından kötü koktukları veya sokakta gezdirirken kirlendiklerinde yıkanmalıdır. Bunu dışında köpeğinizi evde bile yaşasa sık sık yıkamak yerine uygun fırça ve taraklarla tararsanız tüylerinin daha sağlıklı olduğunu ve daha az keçeleşip daha az döküldüğünü göreceksiniz.

Bahçede yaşayan köpekleriniz ise sadece yaz aylarında ya serinletme amacı ile öğle saatlerinde şampuan sız veya kirlendiğini veya kötü koktuğunu fark ettiğiniz zamanlarda şampuanla yıkanabilir. 

Köpeğinizi Veteriner Hekiminizin tavsiye ettiği onlara uygun şampuanlarla yıkarsanız tüylerinin daha sağlıklı olduğunu göreceksiniz. 

Unutmayın köpeklerin tüy yapıları ve özellikle derisi biz insanlardan çok farklı bir yapıya sahiptir. Bizim şampuanlarımız ile yıkanan köpeklerin derileri tahriş olabilir, kuruyabilir veya kepeklenebilir.
Köpeklerin aslında sadece arka parmak tırnakları kesilir.

Köpekler kedilerden çok farklı olarak tırnaklarını içeriye gizleyemezler. O yüzden koşarken, yürürken tırnakları sürekli toprak, beton vb zeminlerde sürtünme sonucu körelir ve normal boyutlarında kalır. 

Aşağıda saydığımız durumlarda ise köpeklerin tırnakları aşırı uzayabilir;

Hiç gezdirmeme veya çok nadir gezdirme
Amerikan cocker gibi çok sık ve uzun tüylü ırklarda ayaklardaki tüyler nedeniyle tırnaklar gezdirilse bile yere değmediği için
Diğer parmakların arkasında yukarıda kalan bizim başparmağımıza denk gelen parmakların bazen diğer ayak kemikleri ile bağlantısının olmaması ve bu yüzden yere basma sırasında boşta kalması nedeniyle bu tırnaklar uzayıp kıvrılıp zamanla parmağa saplanabilir.
Sürekli çimenlik alanlarda gezdirme sonucu tırnaklar sert zemine basmadığı için aşınmaz.

Tırnakların yukarıda saydığımız nedenlerle aşırı uzaması sonucu ağrı ve yürüme güçlükleri oluşabilir. Veteriner hekiminize köpeğinizi götürdüğünüzde mutlaka tırnaklarını da kontrol etmesini hatırlatınız.

Veteriner Hekim


27 Oca 2012

KEDİLERDE OLUŞAN BAĞIRSAK RAHATSIZLIKLARI



Bağırsak sorunlarının belirtileri şunlardır :
  1.     İshal
  2.    Kabızlık
  3.   Doğuştan gelen bozukluklar
  4.   Tüy topağı tıkaması
  5.   Yabancı cisim tıkaması veya yaralaması
  6.   Parazitler
  7.   Enfeksiyonlar
  8.   Tümörler
  9.   Kolit, proktit, bağırsak ülseri
  10.  Koksidiyoz Enfeksiyonu (özellikle yavru kedilerde görülen bu hastalığın nedeni bir tür protozoadır)
Yangı(bakteri, parazit veya besin alerjisi gibi nedenlerden bağırsakların mukozasında yayılan yangılı hücreler nedeniyle oluşur )
Kedilerin bağırsakları, tüm etçil hayvanlardaki gibi, otçullara oranla kısadır. Ortalama boy ve kilodaki yetişkin bir kedinin bağırsağı yaklaşık 20 cm’dir. Bağırsaklar, alınan besinlerin emildiği yerler olması nedeniyle, genel hayvan sağlığı üzerinde çok etkilidirler.
Normal şartlarda, sindirim sistemindeki ve bağırsaklardaki doğal flora dengesi kediyi korur. Ancak bu floradaki denge bir sebepten bozulursa, sorunlar ortaya çıkmaya başlarlar. Bilinçsiz kullanılan parazit ilaçları, antibiyotikler, yanlış ve/veya dengesiz beslenme, çiğ et ve balık veya çevreden alınan mikroplarbağırsak florasını bozar. Faydalı mikroorganizmalar ortamdan yok oldukça, yerini fırsatçı ve zararlı mikroorganizmalar alır ve bu da kediyi hastalıklara açık bir hale getirir. Sanılanın aksine kedilerin sindirim sistemleri hassastır.
Kedilerimizin bağırsak sağlığını korumak için bize düşen sorumluluklar nelerdir:
     Beslenme:Çiğ besin vermemeli, kedimizin kaliteli besinlerle beslenmesine dikkat etmeliyiz. İster kuru mama ister ev yemeği ile besleyelim mutlaka taze, temiz ve kaliteli besin kullanmalıyız. Ani besin değişikliklerinden mutlaka kaçınmalıyız. Kuru mama ile beslenen kedilerde mama değişikliği sadece bağırsaklarda değil tüm sindirim sistemi florasında değişikliğe yol açar. Ani değişimler ishale yol açar. Bu nedenle kuru mamanın markasını veya çeşidini değiştirirken, üretici firmanın da pakette belirttiği şekil ve sürede geçiş yapmalıyız.
Kedilerimizin mamalarının taze kalması için özenli davranmalı, bayatlamış, kokmuş yiyecekleri onlara sunmamalıyız. Bunun için sık sık ve azar azar beslemek en uygun yoldur. Mama kabını ağzına kadar doldurup 2-3 günde yemesini beklemek pek de sağlıklı değildir.
Ev maması veriyorsak, mutlaka temiz ve taze olarak hazırlamalıyız. Balık kullanıyorsak, kılçıklarını dikkatlice ayıklamalıyız. Öğünlük olarak hazırladığımız mamadan artan olursa, yarım saat içerisinde tüketilmediği takdirde kedimize yedirmemeliyiz. Yaş mamalar çok çabuk bakteri üretirler. Üreyen bu bakteriler de kedi için zararlıdır. Bu, konserve mamalar için de geçerlidir.
Kediler için hazırladığımız ev mamaları, insanlara yönelik olmamalı. Salça, soğan, baharat türü yiyecekler içermemeli (mama tarifleri sitemizde ve diğer sitelerde mevcuttur).
İçilebilirlik şartları taşımayan musluk sularını kedilerimize vermemeliyiz. Aşırı klor, mineral dengesizliği, mikroplar tıpkı bizler gibi kedimizin de sağlığını etkileyeceği için, kedimizin su kabına içme suyu koymalıyız.
     Dışkı kontrolü: Düzenli olarak dışkı testi yaptırmalı ve varsa, parazitler için uygun ilaçlarkullanmalıyız. Parazitler kedilerin besinlerine, yaşam şekillerine göre zamanla oluşabilir veya dışarıdan alınabilir. Bu konuda veterinerle görüşmeli ve mutlaka dışkı testinin sonucu doğrultusunda uygun bir parazit ilacını, yine veterinerimizin önerdiği doz ve sürede kullanmalıyız.
Kedilerde, sağlıklarının en önemli göstergelerinden biri de dışkı kalitesidir. İshal, kabızlık, dışkıda kan, dışkıda renk değişikliği, sümüksü akıntılar hastalık habercisi oldukları için, mümkün olduğunca dışkı takibi yapılmalıdır. Bu tür bir takip hem hastalıkların erken fark edilmesi hem de doğru teşhisi için önemlidir. Bir günü aşan ishal ve kabız durumunda hemen veterinerinize başvurunuz. Önemsiz görülen bu tür durumlar, ihmal edildiğinde ölümcül olabilmektedir. İshal, bazen önemsiz bir nedenden olabildiği gibi bazen de hastalık habercisidir.
     Tıkanmaları önlemek: Kedilerde bağırsak tıkanmasına yol açan, en sık görülen durumlardan biri tüy topaklarıdır. Tüy topaklarının oluşumunu önlemek için, kedimizi düzenli olarak taramalı ve tüy topağı eritici macun veya tabletler kullanmalıyız. Dışarı çıkmayan ev kedileri için, midelerinde biriken tüylerin atımını sağlamak amacıyla piyasada satılan kedi çimlerinden de kullanabiliriz. Eğer bu tür bir ürünü sağlayamıyorsak, haftada 1-2 kere bahçeden toplayıp iyice yıkadığımız bir tutam çim de işimizi görür. Böylece midedeki tüyler bağırsaklara inerek topaklara yol açmayacaktır.
Tıkanmaya yol açan diğer bir neden de urlardır. Bunlar ancak ilaç tedavisi ve/veya ameliyat ile yok edilir.
Yabancı cisimlerde nadiren de olsa bağırsak tıkanmalarına yol açabileceği için, kedimizin bu tür cisimlere ulaşmaması için tedbir almalıyız.
     Yaralar: Ülser, kolit, proktit türü yaralar kedilerde nadir olarak görülseler de, teşhis ve tedavisi önemlidir. Veteriner tarafından teşhis ve tedavi edilmelidir. Bu tür hastalıkların nedeni genetik veya mikrobik olabilir.
Bunların dışında, bağırsakta yara açılmasına neden olan dış etkenler konusunda da dikkatli olmalıyız. Yutması halinde tehlike oluşturacak şeyleri (ip, iplik, çivi, raptiye, iğne, düğme, alüminyum folyo…)ortalıkta bulundurmamalı ve kedimizin oynamasına izin vermemeliyiz. Eğer bu tür bir cismi yuttuğundan şüphelenirsek hemen veterinere başvurmalıyız.
     Temizlik: Hijyen ve temizlik kurallarını kedimiz için de uygulamak, bilhassa kum kabının temizliğine dikkat etmek önemlidir. Kum kabındaki kumların temiz kalması için, sık sık temizlenmesi gereklidir. Mikrobik bir ortam olan kum kaplarını belli aralıklarla yıkamalı ve dezenfekte etmeliyiz. Bu hem bizim, hem de kedimizin sağlığı için önemlidir.
Mikrop, bakteri ve parazitlerdende kedimizi korumalıyız. Ev ortamında yaşayan kediler, sokağa çıkan kedilere oranla bu tür hastalık yapan etkenleri çok nadiren alırlar. Yine de düzenli olarak parazit aşısı yaptırmak faydalıdır. Eğer kedimiz sokağa çıkıyorsa, aşıya ilave olarak, değişik türde parazitleri de önleyici ilaçlar için veterinere danışmalıyız.
Pire, kene türü dış parazitler için de mutlaka tedbir almalıyız. Pireler “toxoplasma gondii” denilen, toksoplazma olarak bilinen son derece tehlikeli bir parazitin de taşıyıcısıdır